Türkiye’de Koronavirüsün Eğitime Etkileri – V | Dijital uçurumu öğrenciler anlatıyor

Türkiye’de Koronavirüsün Eğitime Etkileri – V | Dijital uçurumu öğrenciler anlatıyor

Umay Aktaş Salman
ERG Araştırmacı

Bir aydır devam eden uzaktan eğitim sürecinde evlerdeki imkân ve öğrenme farklılıkları daha görünür hale geldi. Bilgi iletişim teknolojilerine erişimde ve kullanım becerisinde yaşanan eşitsizlik bu süreçte öğrenmeyi nasıl etkiliyor? ERG Araştırmacısı Umay Aktaş farklı sosyo-ekonomik koşullara sahip öğrencilerle görüştü. Dijital uçurumu bu kez öğrenciler anlatıyor. 

4.,6. ve 7. sınıfa giden üç kardeş EBA TV’deki dersleri izliyorlar. Bir de annelerinin telefonuna öğretmenleri tarafından Whatsapptan atılan ödevlerini takip etmeye çalışıyorlar. Tek bir telefonu paylaştıkları için ödevlerinde gecikmekten, anlamadıklarını öğretmenlerine soramamaktan şikayetçiler.

5. sınıf öğrencisi Z. A’nın evde iki bilgisayar ve bir tableti var. Haftanın üç günü canlı derse katılıyor. “Okulun yerini tutmuyor ama en azından öğretmenlerimiz anlatıyor. Online dersin başında ve sonunda soru sorabiliyoruz da. ” diye konuşuyor.

8. sınıfa giden T.A, her gün okuldaymış gibi öğlene kadar online ders yapıyor. Okul canlı dersleri bittikten sonra sıra dershanenin canlı derslerine geliyor.

5. sınıf öğrencisi F.A, televizyondaki dersleri takip ediyor. Bilgisayarı var ama EBA web sitesi üzerinden öğretmenin yolladığı ödevlere erişmeyi başaramıyor.

U.T tableti, üzerinden okulunun online derslerine katılıyor. Ayrıca okul sonrası zamanlarda devam ettiği Bilim ve Sanat Merkezi de online olarak derslere devam ediyor. “Uzaktan eğitim süreci bir şeyleri nasıl araştıracağımızı daha iyi öğretti. Bilgisayar üzerinden sorunlar nasıl çözülür onu öğrendim.” diyor.

Örnekleri çoğaltmak da mümkün. 

Onlar farklı sosyo-ekonomik koşullara sahip, farklı okul türlerinden, sınıflardan çocuklar. Her birinin uzaktan eğitim deneyimi de evindeki imkânları da farklı.

Normal şartlarda da öğrencinin gelişimini, başarısını etkileyen ebeveynin eğitim durumu, evdeki kitap sayı gibi pek çok sosyo-ekonomik etkenin eğitime etkisi uzaktan eğitim sürecinde daha da arttı. Bu süreçte okullar arasındaki imkân ve öğrenme farklılıkları yerine evler arasındaki imkân ve öğrenme farklılıkları daha görünür. Hanehalklarının eğitime ayırdığı bütçe arasında uçurumun olduğu Türkiye’de, uzaktan eğitim sürecinde etkisini daha fazla hissettiren bir eşitsizlik var; Dijital uçurum. Yani farklı sosyo-ekonomik koşullardaki bireylerin bilgi iletişim teknolojilerine (BİT) erişiminde ve bunları kullanımında yaşadığı eşitsizlik.

Yazı dizimizin üçüncü bölümünde öğretmenler, sosyo-ekonomik olarak elverişsiz koşullara sahip öğrencilerin, mülteci çocukların, internete erişimi kısıtlı olan, bilgisayar, tableti olmayan, ana dili Türkçe olmayan öğrencilerinin yaşadığı sıkıntıyı dile getiriyordu. İstanbul’daki bir öğretmen 41 kişilik sınıfında EBA web sitesi üzerinden verdiği ödevlere sadece 7 öğrencinin ulaşabildiğini söylüyordu. Van’da bir lisede çalışan bir öğretmen de, evde bilgisayarı ve interneti olmayan öğrencilerin babalarının cep telefonunu kullanmak için akşam eve gelmesini beklediklerini anlatmıştı.

ERG Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık “Dijital Uçurum Uzaktan Eğitimi Nasıl Etkiliyor?” yazısında ise dijital uçurumun diğer eşitsizliklerden ayıranın, eşitsizlikleri daha da derinleştirebilme potansiyeli olduğunu vurguluyor. Uçurumun kapanması için neler yapılması gerektiğini de anlatıyordu.

Bu bölümümüzde de farklı sosyo-ekonomik koşullara sahip çocuklarla görüşüp, dijital uçurumun uzaktan eğitimi ve çocukların bu süreçteki öğrenmelerini nasıl etkilediğini daha yakından ortaya koymaya ve anlamaya çalıştık. Ortak noktaları okulu, öğretmenlerini özlemiş olmaları ve öğretmenleriyle konuşabildikleri, onlara soru sorabildikleri canlı derslere ihtiyaçlarının olması. Deneyimleri ise farklı farklı. Öğrencilerin anlattıkları uzaktan eğitim sonrasında yapılacak telafi eğitimlerine dair de önemli ipuçları içeriyor. 

3 öğrenci, bir cep telefonu, olabildiği kadar uzaktan eğitim

TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre Türkiye’de hanelerde masaüstü bilgisayar bulunma oranı, yüzde 17, 6, taşınabilir bilgisayar bulunma oranı, yüzde 37,9, tablet bulunma oranı yüzde 26,7; cep telefonu bulunma oranı ise yüzde 98,7. Tokat’ın bir köyünde yaşayan 4.,6. ve 7. sınıfa giden üç kardeş cep telefonu olan hane verisine dahil. Evlerinde, bilgisayar ya da tabletleri yok. EBA TV’deki dersleri takip ediyorlar. Bir de annelerinin telefonuna öğretmenleri tarafından Whatsapptan atılan ödevlerini takip etmeye çalışıyorlar. Tek bir telefon olduğu için sıra beklemekten ve ödevlerinde gecikmekten yakınıyorlar.

Anneleri ev kadını, babaları inşaat işçisi olan üç kardeşin en küçüğü 4. sınıfa giden K. İ “Öğretmen annemin telefonuna ödev gönderiyor. Defterime yapıp, öğretmene fotoğrafını yolluyoruz. Ablamlardan bana sıra gelmiyor bazen. Ödevlerimde gecikiyorum.” diyor. 7. sınıfa giden Ç.İ de tek telefonu üç kişi paylaşmaktan yakınıyor: “Branş öğretmenlerimden ödevler, testler geliyor. Defterime geçiriyorum ve yapıyorum. Ama telefonu kardeşlerimle paylaşmakta sıkıntı yaşıyoruz. Ödev için araştırma yapmam gerektiğinde kardeşlerim telefonu istiyor. Ayrıca anlamadığım konu ve soru olduğunda öğretmene soramıyorum.”

“Devlet keşke tablet dağıtsa”

EBA’da 8.sınıfların yanı sıra lise hazırlık ve 12. sınıflar için de canlı dersler başladı. Ancak canlı dersler henüz tüm sınıfları kapsamıyor. Anne N.İ bu süreçte elinden geldiğince çocuklarına destek olduğunu ama en büyük sıkıntının televizyondan dinledikleri konular hakkında soru soramamaları, sadece dinleyerek eğitime devam etmeleri olduğunu anlatıyor:

“Televizyondaki derslerde de, öğretmenin telefonuma attığı ödevlerde de çocukların anlamadıkları oluyor. Keşke soru sorabilsek. Üçü de EBA TV izliyor ama bence ders saati yetersiz. Telefonumun interneti de ancak yetişiyor. Ödevler için internete araştırmada yapıyorlar. Canlı ders yapabilenler var, duyuyorum. Ne güzel. Gerçi bunun içinde evde yeterli imkân olması lazım. Devlet ihtiyacı olan her aileye tablet dağıtsa keşke. Okulda öğretmenleri her şeyi anlatıyordu, şimdi benim gösterdiğimle kalıyorlar.”

Elverişsiz koşullardaki öğrencilerin öğrenme kaybı artabilir

Anne N.İ’nin anlattıkları uzaktan eğitim süreci öncesinde yaşanan öğrenme kayıplarının bu süreci de olumsuz etkilediğini, sosyo-ekonomik olarak elverişsiz koşullara sahip öğrencilerin öğrenme kayıplarının daha fazla artırabileceğini de gösteriyor:

“4. sınıfa giden oğlumun bugüne kadar sık sık öğretmeni değişti. Temeli çok sağlam değil. O yüzden uzaktan eğitimde daha çok zorlanıyor. 6. sınıfa giden kızım ilkokulu boyunca tek öğretmenle okudu. Temeli kuvvetli. İlkokulu iyi okuyunca çocuk alıyor bilgiyi, ortaokul etkilenmiyor. Şimdi birkaç ders görmemiş çok da fark etmiyor. Telafisi daha kolay.”

Aynı ilin başka bir köyünde yaşayan 5. sınıf öğrencisi N.M daha şanslı. Kendine ait bir bilgisayarı ve tableti var. Televizyondan EBA TV’yi takip ediyor. Öğretmeninin EBA web sitesi ve Whatsapp üzerinden yolladığı ödevleri yapıyor. Okulda öğretmenin anlattığı gibi yüz yüze eğitimin yerini tutmasa da geri kalmadığı için memnun olduğunu söylüyor:

“Ödevlerim için araştırma yaparken evdeki kaynaklarım yetmeyince bilgisayarımdan ya da tabletten de araştırma yapıyorum. Bazı arkadaşlarımızın interneti yok, uzakta oturuyorlar. İnterneti olmayanların derslerinde kopukluk oluyor. ” 

Tokat merkezde yaşayan ve özel bir okulda 5. sınıf öğrencisi Z.A’nın uzaktan eğitim deneyimi imkânları ve ailesinden aldığı destek nedeniyle daha farklı. Evde iki bilgisayar ve bir tableti var. Haftanın üç günü arka arkaya dört dersin anlatıldığı canlı derslere katıldığını anlatıyor:

“Matematik öğretmenimin esprilerini özledim”

“Tüm beşinci sınıflar, 78 kişinin katıldığı dersler oluyor. Öğretmenler bizim sesimizi ve görüntümüzü kapatıyorlar, ders başında ve sonunda soru sorabiliyoruz. Bir de bu derslerin ödevlerini veriyorlar. Okulun yerini tutmuyor ama en azından öğretmenlerimiz anlatıyor. Okulu çok özledim, matematik öğretmenimizin esprilerini özledim. Online derste vakit gitmesin diye espri yapmıyor.”

Öğrencilerin ve öğretmenlerin dijital okuryazarlığı da dijital uçurumu etkiliyor. Babası bilişim teknolojileri öğretmeni olan Z.A bilgisayar kullanırken babasının kendisine çok destek olduğunu söylüyor:

 “Okulumuzdaki öğretmenlerimiz de çok şey biliyormuş, bu süreçte onu anladım. Çok aktifler, süslü, eğlenceli yazılar yolluyorlar. Bilgisayarın, uygulamaların benim bilmediğim bir sürü özelliği biliyorlarmış. Okulda da kodlama dersimiz vardı. Oyunlar tasarlamıştık, akıllı tahtamızı da aktif olarak kullanıyorduk. Bu süreçte zorlanmadım o yüzden”

İstanbul’daki özel bir okulda 5. sınıfta burslu okuyan U.T’nin deneyimi sayısal, sözel becerilerin yanı sıra problem çözme becerilerinin de teknoloji okuryazarlığında ne kadar önemli olduğuna dair bir örnek. 

Evde bilgisayarı, tableti ve telefonu olan U.T, tableti üzerinden okulunun online derslerine katılıyor. Ayrıca okul sonrası zamanlarda devam ettiği Bilim ve Sanat Merkezi’nde de (BİLSEM) online olarak derslere devam ediyor.

“Canlı derslerin yanı sıra farklı uygulamalardan ödevlerimizi paylaşıyor öğretmenlerimiz. Yapıp, o uygulamalar üzerinden geri gönderiyoruz. Hatalarımız varsa geri dönüş yapıyorlar. Bazen de canlı derslerimizde ödev kontrolünü birlikte yapıyoruz. Anlamadıklarımızı ya da yanlışlarımızı anlatıyorlar. Sabah 09.00’da genelde dersler başlıyor. Aralar, öğle yemeği zamanı da oluyor. Bazen 13.40’ta bazen de 14.40’ta bitiyor. Sonra ödevlerimi yapıyorum. Akşam 18.00’de de BİLSEM dersime giriyorum online olarak. Canlı derslerin olması bence bir avantaj. Çevremde online dersleri olmayan arkadaşlarım da var. En çok buna ihtiyaç duyduklarını anlatıyorlar.”

Dijital okuryazarlığı yüksek öğrenciler için süreç daha verimli 

Teker, online kaynakları uzaktan eğitimden önce de çok kullandığını anlatıyor:

“EBA’yı çok zamandır kullanıyordum mesela. Her şey var; konu anlatımları, alıştırmalar, testler. Eğitsel oyunları güzeldi. Öğrenmemi en iyi sağlayan yer. EBA’nın yanı sıra ilkokul zamanımdan bu yana pek çok online platform kullanıyorum. Dinleyerek öğrenme gücüm var, sanal kaynakları daha çok kullanıyorum. Sınavlara çalışmak için araştırırken bu platformları keşfettim. İlkokulda akıllı tahta kullanırken öğretmenin faydalandığı kaynaklara da baktım. BİLSEM’de maker yarışmalarına katıldık. Kodlamayla yaptığımız ürünleri sunduk. Ortaokulda da şimdi kodlama dersi alıyorum. Babam da bilgisayarla ilgili bilgili. Onunla araştırma yaparken bilgisayardan çok şey keşfettik. Uzaktan eğitim süreci bir şeyleri nasıl araştıracağımızı daha iyi öğretti. Sorumluluklarımı planlamayı öğrendim, bilgisayar üzerinden sorunlar nasıl çözülür onu daha iyi öğrendim. EBA’da da daha fazla canlı ders olursa bu eşitsizlik ortadan kalkar.”

“Sınava hazırlık uzaktan eğitimle zor, imkânı olmayana haksızlık”

İzmir’de bir özel okulda 8.sınıf öğrencisi olan T.A, sadece okuldaki dersleri değil, dershanedeki sınava hazırlığı da canlı derslerle yapıyor. EBA’daki canlı dersleri değil, okulunun canlı derslerini takip ediyor. Uzaktan eğitim deneyimini şöyle anlatıyor:

“09.00’dan 16.00’a kadar 15 dakika arayla okul derslerini online olarak yapıyoruz. Kardeşim de okul öncesi eğitimde. O da günde iki saat online ders yapıyor. Allahtan evde iki bilgisayar, bir de benim tabletim var. Sabah kalkar kalmaz bilgisayarı açıyorum. Okuldaki canlı derslerim bittikten sonra da dershanenin 40’ar dakikalık online derslerine giriyorum. Akşamları da ödev yapıyorum. Hafta sonu online deneme sınavları oluyor. Okuldaki dersler online derslerden daha az verimli. Sınıfta olmadığımız için birbirimizi göremiyoruz. Ancak yine de istediğimiz zaman mikrofonu açıp soru sorabiliyoruz. Sınava hazırlık uzaktan eğitimle daha zor.  TV’den takip edemeyen, telefonu, tableti, bilgisayarı olmayan öğretmenine bile ulaşamaz, haksızlık olduğunu düşünüyorum.”

Erişim var ama…

Dijital uçurum sadece bilgi, iletişim teknolojilerine erişimle de ilgili değil. BİT’lere erişimi olduğu halde uzaktan eğitim sürecinde yeteri kadar yararlanmayan öğrenciler de var. Kullanım becerileri, ebeveyn desteği de uzaktan eğitim sürecini etkiliyor.

İstanbul Gaziosmanpaşa’da bir imam hatip ortaokulunda 5. sınıfa giden F. A çoğunlukla EBA TV’den derslerini takip ettiğini anlatıyor:

“Öğretmenimle görüşmemek, konuşmamak öğrenme heyecanımı düşürüyor”

“Annem ve babam çalışıyor. Babaannemleyim evde genelde. EBA TV’den takip ediyorum dersleri ama bazen de babaannemin o saatte televizyonda izlediği programları varsa izleyemiyorum. Babamın bilgisayarı var evde, internet bağlantımız da var. Ancak EBA’yı öğretmenin dediği saatlerde hiç açamadım, giremiyorum. Yapamadım. Farklı branş derslerinden Whatsapp grupları var. Oraya ödevleri atıyorlar öğretmenler. Onları takip edip yapmaya çalışıyorum. Tuhaf geliyor uzaktan eğitim. Anlamadığım şeyleri hocama soramıyorum. Ev halkına soruyorum. Bazen bilmiyorlar. O zaman internetten bakmaya çalışıyorum. Kardeşim ikinci sınıf o da benim gibi televizyondan takip ediyor. Görüntülü olarak öğretmenlerimle hiç görüşmedim, hiç de konuşmadım. Bu beni kötü etkiliyor. Öğrenme heyecanımı düşürüyor.”

Meslek lisesinde 9. sınıf öğrencisi B.Y “Uzaktan eğitime televizyondan bakabildiğim kadar bakıyorum. Bilgisayarım, tabletim ve telefonum da var ama EBA web sitesine hiç girmedim. Gerek duymuyorum. Ailede 4 kişiyiz. Ağabeyim üniversitede, 7. sınıfa giden bir kardeşim var. O Whatsapp’tan gelen ödevlerini yapıyor.” diye deneyimini anlatıyor. 

Öğrencilerin hikâyeleri dijital uçurumun pek çok nedenden etkilendiğini gösteriyor; erişim, bilgi iletişim teknolojilerini kullanma becerileri, öğretmenin ve ebeveynin dijital okur yazarlığı, ebeveyn desteği, sosyo-ekonomik koşullar, eğitimin niteliği, problem çözme ve analitik düşünme becerilerinin verilebildiği bir eğitim sistemi… Bu süreçte, dijital uçurumun var olan eşitsizlikleri, öğrenme farklılıklarını daha da derinleştirmemesi için farklı ihtiyaçlara göre eşitlikçi ve kapsayıcı çalışmaların artmasına ihtiyaç var. Etkisi bugün daha görünür olsa da uzaktan eğitim sonrasında da var olmaya devam edecek dijital uçurumun kapanması için hayata geçirilen ve geçirilecek uygulamalarda sorunun sadece teknolojik donanım ve erişimle ilgili olmadığını da unutmamak gerekiyor. 

Son söz meslek lisesinde Bilişim Teknolojileri Öğretmeni olan M.A’nın:

“Mevcut teknolojiyi kullanmak mesele değil. Tüm gençler teknolojiye yetişkinlerden daha fazla uyum sağlıyor. Teknolojiyi üretmek için kullanabilenler ise analitik düşünebilen, matematik okuryazarlığı olan, okuduğunu anlama düzeyi yüksek çocuklar. Yani okulların teknolojik donanımının yanı sıra öğretmen niteliği ve öğretmenin desteklenmesi, veli desteği çok önemli”