En İyi Okul, Eve En Yakın Olan

En İyi Okul, Eve En Yakın Olan

gundem.net, Batuhan Aydagül
İdeal okul nasıl olmalı? Siz nasıl tarif edersiniz? İdeal okul, özellikle ilköğretim çağında, evin en yakınındaki okul olmalı; Mahallenin okulu… Her sınıfında iyi bir öğretmenin, akademik liderlik yetkinliğine sahip yöneticilerin ve gerçekten katılımcı bir ortamın olduğu bu ideal okulda, kapsayıcı ve nitelikli bir eğitim verilir.
‘OKUL MERAKLI OLMALI’

Nedir kapsayıcı eğitim?
Okul, başta öğrenciler olmak üzere tüm paydaşlarını farklılıklarıyla kabul eder ve herkesin birbirine saygıyla yaklaştığı çoğulcu bir ortam sunar. Veliler ile okul arasında sağlıklı bir iletişim ve işbirliği olur; aynı şekilde okulla mahalle arasında da kuvvetli bir bağ oluşur.

Nasıl işliyor bu ideal okullar?
Okullar, kamunun oluşturduğu ve denetlediği bir çerçevede kendi alanlarına sahiptir; öğretim programlarında değişiklikleri, seçtikleri öğretmenlerle yöneticileri ve ders dışı etkinliklerini öğrencilerinin gereksinimleri doğrultusunda belirleyip, izleyip, geliştirebilirler. Aynı şekilde, öğretmen ve yönetici kadroları kendi gereksinimleri ve talepleri doğrultusunda mesleki gelişimlerine yönelik kararlar alıp, okul bütçelerini bunlar için kullanabilirler. Bu ‘meraklı okullar’, ülkenin eğitimde karşılaştığı zorluklara çözüm üretebilir, akranlarıyla paylaşır ve öğrenme toplulukları oluştururlar.

Veliler bu işin neresinde olmalı? Anne-babalara düşen sorumluluk ve görevler nelerdir?
Çocuğun gelişiminde eğitim okuldan daha büyük bir dünyayı kapsıyor; bunda da ailenin rolü ve katkısı çok önemli. Harvard Üniversitesi’nden çocuk sağlığı ve gelişimi uzmanın Profesör Jack Shonkoff’un şu sözünü hiç unutmam: “Bilim, çocuk gelişimine yönelik bilmemiz gerekenleri söyler; ebeveynlik ise bir sanattır. Bu sanatı iyi icra etmek için de çocuğunuzu iyi tanımanız gerekir.”

ESTONYA’NIN BAŞARISININ SIRRI EŞİTLİKTE

Batuhan Aydagül, Estonya’nın PİSA’da zirveye nasıl çıkıldığını şöyle anlatıyor: “Estonya’nın başarı hikayesinde eğitimde eşitlik ön plana çıkıyor. Eşitsizliklerle mücadelede çok etkili olan erken çocukluk eğitimi ve gelişimi, Estonya’da 18 aydan itibaren başlıyor ve ücretsiz olarak sunuluyor. Tüm öğrencilere ücretsiz öğle yemeği veriliyor; böylece okul içinde ayrımcılık oluşma riski de önleniyor. Özel okullar sistemin küçük bir parçasını oluşturuyor; devlet okullarında tüm öğrencileri farklılıklarıyla kapsayan nitelikli bir eğitim veriliyor. Eğitimde başarılı örneklerin tamamında güçlü öğretmenler ön plana çıkıyor.”

Özgür Bolat
ANNE-BABANIN AYRI EĞİTİM ALMASI GEREK

‘Benİ Ödülle Cezalandırma’ isimli kitabıyla yankı uyandıran, Hürriyet yazarı, eğitim bilimci Dr. Özgür Bolat, çocukları eğitimde mutlu kılmak için gerekenleri anlattı:

Mutlu çocuk nasıl bir sistemde yetişir?
Mutluluğun özünde kabul görme var. Bazı insanlar kendi benlikleriyle kabul görür. Bu insanlar değerli olduklarını ve değer görmek için başka bir unsura gerek olmadığını düşünürler. Bu insanlar iç kaynaklı insanlardır ve kendi kişilikleriyle, kimlikleriyle, değerleriyle kabul görürler; kendilerini dış faktörlerle tanımlamazlar. Dış kaynaklı insanlarsa kabul görmek için dış faktörlere ihtiyaç duyarlar. Bu insanların kendilerini değerli hissetmek için para, mevki, ün gibi kavramlara ihtiyaçları vardır. Dış kaynaklı insanların mutlu olmaları bir koşula, başarılı olmaya bağlıdır. Mutluluklarını sürdürmek için sürekli başarmak zorunda hissederler.

UTANÇ DEĞİL ÜZÜNTÜ OLMALI

Bunun sıkıntısını epey yaşıyoruz sanırım…
Maalesef bizim sistem çoğunlukla dış kaynaklı bireyler yetiştirir. Ödül, övgü, notlar, takdir ve teşekkür belgeleri, sınav sistemi ve yarışmalar, çocukları dış kaynaklı ve dolayısıyla mutsuz yapar. Çocuğun kendi hızında ilerlediği; kendi yeteneğine uygun ve öğrenmek istediği şeyleri öğrendiği; not değil geri bildirim aldığı, kendi kararlarını kendisinin verdiği; ezberlemediği ama keşfettiği; kazanmak değil değer odaklı bir sistemde bulunması, çocuğu iç kaynaklı ve dolayısıyla mutlu yapar.

Nasıl bir okul öncesi eğitime ihtiyacımız var?
Ben eğitimci olarak her zaman bilişsel gelişimi önemserdim ama sonra gördüm ki duygusal gelişimini sağlayamayan çocuk, birey olamıyor. Bu ne demek? Başarısızlık sonucunda oluşan üzüntü duygusunu yönetemeyen çocuk, denemekten korkuyor. Aslında bizim çocukların duygusal gelişimi genelde zayıf olduğu için, bizde daha da derin bir sorun var. Başarısızlık sonucunda üzüntü oluşması gerekirken, bizim çocuklarda utanç duygusu oluyor.

Neden?
Rezil olmaktan korkuyor. Terk edilme korkusu olan bir insanın aşık olamaması gibi. Buradan görüyoruz ki duygusal gelişim çok önemli. Daha sonra sosyal gelişim geliyor. Çocuğun diğer insanlarla kurduğu ilişki önemli. Bana göre sonra bilişsel gelişim geliyor. Okul öncesi eğitimi duygusal gelişim üzerine yoğunlaşmalı ve çocuklara bir şey öğretmeye çalışmaktansa, onlara oyun oynama fırsatı verip, duygularını yönetmeyi öğretmeliyiz. Çocuk zaten öğrenme makinesi. Gerekli öğrenme ortamını sağlayın çocuk kendisi öğrenecektir.

ÇOCUK KENDİ HIZINDA BÜYÜMELİ

Anne-babalara da eğitim lazım mı?
Bana göre asıl eğitimi ailelerin alması gerekir. Aslında çocuklar yerine, aileler okula gitmeli. Çünkü çocuk yetiştirmek, aslında kendini yetiştirmektir. Annede veya babada sorun varsa, bu aile çocukla iletişimini, çocuğun ihtiyacı değil, kendi ihtiyacı üzerine kurar. Bu durumda çocuk kendini değersiz hisseder.

Anne-babanın kendi ihtiyaçları derken neyi kastediyorsunuz?
Örneğin, terk edilme korkusu olan bir anne, çocukla iletişiminde onu kendisine bağımlı yetiştirir. Çünkü çocuğun kendisinden ayrılmasını istemez. Otorite ihtiyacı olan bir babanın amacı, çocuğunu anlamak değil, ona kendi isteklerini kabul ettirmektir. İşte bu yüzden, aile kendisindeki yaraları iyileştirdikçe, çocuk üzerine baskı kurmaz ve çocuk da kendi hızında büyür.

http://gundem.me/detail/?id=2090444