Türkiye’de Koronavirüsün Eğitime Etkileri – VI | Okullar açılmaya hazır mı?

Türkiye’de Koronavirüsün Eğitime Etkileri – VI | Okullar açılmaya hazır mı?

Koronavirüs salgını nedeniyle 150 ülkede yaklaşık 1 milyar 190 milyon öğrenci için okullar hala kapalı. Türkiye’de okulların açılması Eylül ayına ertelendi. Okulların açılması için önemli koşullar neler ve okullar açılmaya ne kadar hazır? ERG Eğitim Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık, okulların açılma sürecini ele aldı.

Burcu Meltem Arık
ERG Eğitim Gözlemevi Koordinatörü

ERG Eğitim Gözlemevi olarak, etkisi gün geçtikçe artan yeni tip koronavirüsten etkilenen eğitim sistemini iki aydır dikkatle izliyoruz. Eylül ayı itibarıyla okulların yeniden açılmasına yönelik hazırlıkların yapıldığı bu dönemde “Koronavirüsün Eğitime Etkileri” başlıklı bu yazı dizimizin altıncısını paylaşıyoruz. Yazı dizisiyle amacımız, Türkiye’nin ve yeni tip koronavirüsle mücadele eden diğer ülkelerin eğitim sistemlerindeki değişimi izlemek, bu değişimin eğitimin paydaşlarına ve eğitim politikalarına olan etkisini tartışabilmek. Bu yazımızda, okulların açılması sürecine yönelik küresel ölçekte paylaşılan bazı önerileri ve değerlendirmeleri ele alıyoruz. 

Salgın nedeniyle 28 Mayıs itibarıyla 150 ülkede yaklaşık 1 milyar 190 milyon öğrenci için okullar hala kapalı. Bununla birlikte, Nisan ayından başlayarak okullar bazı ülkelerde ülke genelinde açılmaya başladı. Nisan’da Grönland, Mayıs’ta ise İzlanda, Norveç, Avusturya, Fransa’da okullar açıldı. Bunun sonucunda, okulların açılmaya ne kadar hazır olduğuna yönelik tartışmalar da hız kazandı. Özellikle Fransa’da okulların açılmasından bir hafta sonra öğrenciler arasında çıkan 70 yeni vaka ve okul öncesi eğitim kurumlarından birinin bahçesinden sosyal medyaya yansıyan sosyal mesafe çizgileri tartışmaları güçlendirdi. Türkiye’de ise normalleşme süreci istenen düzeyde devam etseydi okulların 1 Haziran’da açılma ihtimali bulunuyordu. Ancak, okulların açılma tarihi önce 24 Ağustos’a, daha sonra da Eylül ayına ertelendi. 

Okulların yeniden açılmasına yönelik planlamalar hijyen, izleme ve psikososyal destek alanındaki çalışmaları önceliklendirmeli

Daha önce bu ölçekte yaşanmamış olsa da dünyada daha önce gerçekleşen salgınlar, ülkelerin en zorlandığı ve en hazırlıksız olduğu aşamanın okulların yeniden açılması olduğuna işaret ediyor. Afrika’da yaşanan ebola salgını nedeniyle okulların kapanması halihazırda risk altındaki pek çok çocuğun eğitimden yoksun kalmasına ve okuldan kopmalarına neden oldu. Bu süreçte, çocuğa yönelik şiddet ve istismar vakalarında da artış görüldü. Bu deneyim önemli bir öğrenme fırsatı sunuyor. Buna karşılık, salgın sürecinde okulların yeniden açılmasına yönelik planlamalar büyük ölçüde telafi eğitimleri açısından ele alınıyor. Oysa, hijyen koşullarının ve hijyen eğitimlerinin sağlanmasına, özellikle risk altındaki çocukların etkin izlenmesi ve desteklenmesine, eğitimin tüm paydaşlarının yeni sürece uyumunun sağlanmasına ve uzaktan eğitim sürecinde başlatılan psikososyal destek çalışmalarının güçlendirilerek sürdürülmesine öncelik verilmeli.

Okullarda hijyen sorunu şimdi daha belirgin 

UNESCO Uluslararası Eğitim Planlama Enstitüsü tarafından hazırlanan “Okulların yeniden açılması için planlama” yayınında karar vericilere yönelik bir dizi öneri paylaşıldı. Öneriler üç başlık altında ele alınıyor: planlama; iletişim, danışma ve koordinasyon; izleme ve değerlendirme. Planlama başlığı altında yer verilen öneriler arasında eğitime ayrılan bütçenin korunması, okullara ayrılan bütçenin artırılması, personel maaşlarında kesintiye gidilmemesi yer alıyor. Okul binaları ve çevrelerinin güvenliği, hijyen önlemlerinin güçlenmesi, temizlik malzemelerinin düzenli temini de vurgulanıyor. ERG ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) işbirliğinde yayımlanan “Çocukların Gözünden Okulda Yaşam” araştırması bulgularına göre okullarda hijyen salgın öncesinde de genel bir sorundu, ancak bu dönemde daha da ortaya çıktı. Okullarda özellikle tuvalet temizliğinin ve hijyen malzemelerinin sağlanması ihtiyacı belirginleşti. Salgından önce okullarda hijyen masrafları ağırlıklı olarak okul-aile birliği bütçelerinden karşılanıyordu. Önümüzdeki süreçte hijyen masraflarının kamu kaynakları tarafından karşılanma payı artırılmalı.

Planlama başlığı altında yer verilen diğer öneriler arasında, uzaktan eğitim sürecinden en çok etkilenen bölgelerin ve grupların önceliklendirilmesi geliyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 23 Mart’tan bu yana sürdürülen uzaktan eğitim sürecinde paylaştığı olanaklara karşın içinde bulunduğu koşullar nedeniyle uzaktan eğitime erişemeyen ve uzaktan eğitim araçlarını etkin kullanamayan öğrencilere yönelik programlar planlanmalı. Okulların açılması ile birlikte, planlanması gereken bir diğer konu da, uzaktan eğitim sürecinin ardından sınıfta yaşanabilecek okula uyum sorunlarının ve devamsızlığın önlenmesi olabilir. Okuldan uzakta olunan süre uzadıkça özellikle risk altındaki çocukların okula dönüş oranlarında azalma ihtimali artıyor. Bu çocukların sağlık, beslenme, güvende olma durumlarının da bu süre içinde değişebileceği belirtiliyor. Okulların yeniden açılma süreci, akademik boyutun yanı sıra iyi olma halini de bütünüyle gözetmeli. 

Telafi eğitimlerinde bireysel eylem planları önemli 

Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Mahmut Özer, telafi eğitimlerinin “özellikle dezavantajlı okullardaki ve çeşitli imkânsızlıklar nedeniyle verimli bir uzaktan eğitim süreci geçiremeyen öğrenciler” için önceklendirileceğini belirtiliyor. Bu öğrencileri en yakından tanıyanlar, öğrencinin sınıfına giren öğretmenler ve öğrenci profilini bilen okul yöneticileri. Bu nedenle telafi eğitimlerinde okulların kendi öğrencileri için bireysel eylem planları hazırlaması; kamu kurumlarının da bu eylem planlarının hayata geçmesini garanti altına alması hedeflenmeli. Bu süreçte risk altındaki gruplara yönelik çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşları ile etkin işbirliği de önemli. 

İletişim, danışma ve koordinasyon başlığı altında yer verilen öneriler arasında ilk sırada öğretmenler, veliler, öğrenciler ve kamuoyuyla düzenli iletişimin sürdürülmesi bulunuyor. MEB, uzaktan eğitim sürecinde kamuoyuyla düzenli iletişime önem verdi. Bu, okulların açılması sürecinde de sürdürülmeli. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 22 Mayıs’ta “Ziya Öğretmen ile Fen Lisesi Öğrenci Buluşmaları“nda bir araya geldiği öğrencilerle yaptığı görüşmede, hazırlık çalışmalarının genel bir çerçevesini paylaştı. Açıklamasında, yıl boyunca yapılması gereken iş ve işlemlerin belirlendiğini, bunlara yönelik bir kitapçık hazırlandığını belirtti. Stresle baş etme, psikolojik, sosyal, fiziksel ve sağlık açısından okula uyum konularında çalışmalar yapıldığını da ekledi. Ancak bunların ne olduğuna yönelik detaylı bilgi henüz paylaşılmadı. 

UNESCO Uluslararası Eğitim Planlama Enstitüsü tarafından hazırlanan “Okulların yeniden açılması için planlama” yayınında yer verilen izleme ve değerlendirme başlığı kapsamında ise okulların esnek bir öğrenme yaklaşımı benimsemelerinin yararlı olabileceği belirtiliyor. Esnek öğrenme yaklaşımıyla kastedilen ise, öğretim süresinin ve sınavların sağlık koşullarını dikkate alarak düzenlenmesi, okulda geçirilen sürenin kısaltılması ve bu nedenle hızlandırılmış müfredat uygulanması, telafi/destek programları benzeri uygulamaların hayata geçirilmesi.  

Öğretmenlerin okula dönüş sürecinde etkisi ve rolü  

Uzaktan eğitim süreci, öğretmenlerin eğitim sistemindeki dönüştürücü gücünün ve kilit rolünün bir kez daha fark edilmesini sağladı. Dijital teknolojilerdeki değişimler eğitim ve öğretim tasarımını değiştirdi; öğrenci ve öğretmen arasındaki etkileşim biçimlerini farklılaştırdı. Bu süreçte Türkiye’deki 1 milyon öğretmen, değişen koşullara hızlıca uyum sağlamaya, öğrencileri ve velileri de bu süreçte desteklemeye çalıştı. 

UNESCO’nun Öğretmen Görev Gücü de Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile işbirliğinde okula dönüş sürecine katkı sunmak amacıyla ayrı bir rehber yayımladı. Bu rehberin ana amacı, okula dönüş sürecinde öğretmenlerin yeterli destek almalarını sağlamak. Uzaktan eğitime geçiş sürecinde olduğu gibi okullara dönüş sürecinde de öğretmenler ve okul yöneticileri kritik role sahip. Öğretmen ve okul yöneticilerinin öğrenme ortamlarının güvenli olması, telafi eğitimi sürecinin tüm öğrencileri kapsaması, risk altındaki öğrencilere yönelik destek mekanizmalarının oluşturulması, psikososyal destek programlarının hayata geçirilmesi vb. çok sayıda çalışmayı eşgüdümlü yürütmeleri bekleniyor. 

UNESCO ve ILO işbirliğinde hazırlanan rehberde yer alan öneriler arasında ise öğretmenlerin ve okulların okula dönüş planlama süreçlerine dahil edilmesi, öğrenci ve öğretmenlerin okul ortamındaki güvenliğinin garanti altına alınması yer alıyor. Ayrıca öğretmenlerin psikolojik ve sosyal-duygusal iyi olma haline önem verilmesi, öğretmenlerin yeni çalışma koşullarına uyum sağlayabilmeleri için desteklenmesi, çalışma koşullarının olumsuz etkilenmemesinin önüne geçilmesinin önemi vurgulanıyor. 

Öğretmenler önlemler ve riskler konusunda güçlenmeli 

Uzaktan eğitim sürecinde olduğu gibi, öğretmen, öğrenci ve velilerin psikososyal desteğe erişebilmeleri okulların açılması sürecinin en kritik adımı olacak. Bu nedenle, MEB’in geliştirildiğini paylaştığı psikososyal destek kitine erişimin yanı sıra uzmanlara erişim olanağı da sağlanması sürecin daha sağlıklı ilerlemesine yardımcı olmak için önemli. Okul güvenliğinin sağlanması ve öğrenme açığının kapanmasına yönelik telafi/destek eğitimlerinin etkili olabilmesi için öğretmenlerin planlamanın her aşamasına katılımı gerekiyor. Öğretmenler, doğabilecek riskler ve alınabilecek önlemler konusunda güçlenmeli; sağlık ve güvenlik önlemlerinin yanı sıra farklı öğretim yöntemlerine de hazırlanmalı. Bunları yapmaları ise mevcut iş yüklerinin artmasına neden olabilir. 

UNESCO ve ILO’nun yayınında okula dönüş sürecinin personel eksikliği gibi önemli boşlukları daha görünür kılacağı da belirtiliyor. Bu nedenle, sürecin öğretmenleri temsil eden tüm sendikalarla işbirliğinde ilerletilmesi öneriliyor. Mevcut öğretmenlerin istihdamı, oluşan ihtiyaç sonucunda gerçekleşecek öğretmen atamaları, yapılacak telafi/destek eğitimleri, sağlık ve güvenlik önlemlerinin aksamadan yürütülebilmesi için mevcut bütçenin korunması ve artırılması da öneriler arasında. Özel okullarda çalışan öğretmenlerin haklarının da dikkate alınmasının gerekliliği vurgulanıyor. 

Okulların açılması süreci dikkatle planlanmalı

UNESCO, okullar açılmadan önce usule ve finansmana yönelik tüm planların detaylı bir biçimde tamamlanmasının gerekliliğine işaret ediyor. Temiz su ve hijyen malzemelerinin temini, sıhhi tesisatın denetimden geçirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalar okullar açılmadan önce tamamlanmış olmalı. Hazırlıklar sırasında planlanan telafi/destek programlarında öncelik risk altındaki çocuklara verilmeli. Okullar açıldıktan sonra ise sağlık göstergeleri çok etkin izlenmeli; okulun tüm paydaşlarının iyi olma hali gözetilmeli. Tüm bu öneriler dikkate alındığında, Türkiye’nin bu sürece ne kadar hazır olduğunu anlamak için ise planlama; iletişim, danışma ve koordinasyon; izleme ve değerlendirme boyutlarında atılacak adımlara yönelik detaylı bilgi gereksinimi devam ediyor.

Sıradaki yazı: Koronavirüsün Eğitime Etkileri 7: Değişmeyen tek şey öğretmenin önemi