Köyde Öğretmen Olmak

Köyde Öğretmen Olmak

Mine Ekinci
Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA)

Köy okulları artıları ve eksileriyle şehirlerdeki okullara göre birçok farklılık taşıyor. Bu farklılıkları görmek ve buna göre eğitim politikalarına ve eğitsel uygulamalara yön vermek gerekiyor. Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nden Mine Ekinci, Eğitim İzleme Raporu 2019: Öğretmenler dosyasının ardından, köy okulunda çalışan öğretmenlerin karşılaştıkları zorlukları, ihtiyaçlarını ve çözüm önerilerini ERG Blog için yazdı. 

“21 yaşındaydım oraya gittiğimde. İklimi çok sertti. Orada yaşamak zaten psikolojik olarak çok zordu; bir başınasın, farklı bir dil konuşuyorsun… Bir de birleştirilmiş sınıf okutacaktım. Üniversitede birleştirilmiş sınıf dersi aldık ama çok teorikti. Stajımı birleştirilmiş sınıfların olmadığı bir okulda yapmıştım. İlk sene öğrencilerim ziyan oldular. Dönmeyi çok düşündüm ama kendime yediremedim.”

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı bir köyde çalışmış bu öğretmenin anlattıkları birçok köy öğretmenine hiç yabancı değil. Özellikle sınıf öğretmenlerinden birçoğu mezun olduklarında ilk olarak köy okullarına atanıyorlar. Eğitim fakültelerinde verilen teori ağırlıklı eğitim, zaten ister köye ister şehre atanmış olsun her öğretmenin sudan çıkmış balık gibi hissetmesine sebep olurken, köylere atanan birçok öğretmen deneyimsizliğin dışında bir de birçok zorlukla karşı karşıya kalıyor. Bu zorlukların bir kısmı doğrudan eğitim-öğretimle, bir kısmı ise daha çok kültürel uyum, yaşam koşulları, okulların fiziksel koşulları ve velilerle iletişimle ilgili. 

Köy öğretmenlerinin ihtiyaçları ve sorunları farklı

Bu zorluklardan bahsetmeden önce parantez açıp “köy öğretmeni” kavramını tanımlamakta fayda var. 2012’de “Büyükşehir Yasası”yla birlikte Türkiye’deki köylerin yarısından fazlası mahalleye çevrildi. Köy tanımının kendisi zaten tartışmalıyken- bir yerleşim yerini köy olarak tanımlamak için nüfusuna mı, geçim kaynaklarına mı bakılmalı yoksa birkaç kriter bir arada mı değerlendirilmeli- köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle köy kavramı Türkiye’de artık daha da anlaşılmaz, belirsiz bir kavrama dönüştü. Elbette mahalleye dönüştürülen köylerin neredeyse hepsi sosyolojik olarak ve nüfus bakımından “köy olma özelliklerini” koruyor. Fakat mahallelere dönüştürülmüş köylere dair toplanan veriler artık kent verileri altında toplandığından eğitim de dahil olmak üzere köylere dair doğru istatistiki verilere ulaşmak mümkün olamayabiliyor. Köylerin kâğıt üzerindeki bu sayısal yok oluşları, bir de kafamızdaki “köy nüfusları zaten azalıyor, zaten yok olmaya mahkûmlar” algısıyla – algı diyorum çünkü elimizdeki veriler sağlıklı olmamakla beraber, TÜİK’in 2018 verileri kırsal nüfustaki azalış trendinin değişmeye başladığını, ilk defa kırsalda nüfusun arttığını gösteriyor- birleşince köy okullarından ve köy öğretmenlerinden bahsetmek bile en başta abes gelebilir. Oysa bu, “Madem öyle köy kavramından tamamen kurtulalım” yaklaşımı çok tehlikeli. Köy okullarının artıları ve eksileriyle şehirlerdeki okullara göre birçok farklılık taşıdığını görmek, bu farklılıkların bilincinde olarak eğitim politikalarına ve eğitsel uygulamalara yön vermek, Türkiye’deki köy okullarının ve çocukların gerçek potansiyellerine ulaşabilmeleri için çok önemli. Bu bağlamda, köy öğretmenlerinin ihtiyaçları, sorunları, fırsatları da şehirde çalışan öğretmenlerden farklı. Bunların farkında olmak da çok önemli.

Elbette köy tanımının kendisi net olmayınca köy öğretmenini de net olarak tanımlamak çok zor. Okulunun bulunduğu yerleşim yeri şu anda ister köy, ister mahalle olarak adlandırılsın, sosyolojik olarak köy özelliklerini taşıyan bir yerleşim yerinde çalışan tüm öğretmenleri köy öğretmeni olarak adlandırmak işe yarayabilir. Köylerde en yaygın olan okullar ilkokullar, dolayısıyla köy öğretmenleri dediğimizde de aklımıza ilk gelen grup sınıf öğretmenleri. Sınıf öğretmenlerinin okullarında birleştirilmiş sınıf ya da taşımalı eğitim uygulaması olması öğretmenlerin mesleki deneyimleri arasında büyük farklılıklar yaratabiliyor. Birleştirilmiş sınıf uygulamasının uygulandığı okullarda 1., 2., 3. ve 4. sınıflara giden tüm öğrenciler bir sınıfta eğitim görebilir ya da öğrenci mevcudu ve okuldaki öğretmen sayısına bağlı olarak 1. ve 2. sınıflar bir arada, 3. ve 4. sınıflar bir arada, 1., 2., 3.sınıflar bir arada okuyabiliyor. Taşımalı eğitim uygulamasında ise bir yerleşim yerindeki öğrencilerin kendi yerleşim yerlerinde bulunan bir okula değil araçla bir başka yerleşim yerindeki okullara gidip orada eğitim alması. Taşıma merkezi okullar il ya da ilçe merkezinde olabildikleri gibi bir başka köyde de olabiliyor. Dolayısıyla köy öğretmenlerinin deneyimlerini değerlendirirken, bu iki grubun farklı ihtiyaç ve sorunlarını gözetmek gerekir. Ortaokul kademesindeki birçok okulda taşımalı eğitim yapıyor, yani birden fazla köye hizmet veriyor. Bu nedenle köy ortaokullarında çalışan öğretmenlerin karşılaştıkları sorun ve fırsatlar daha çok taşımalı eğitim yapan köy ilkokullarında çalışan öğretmenlerle benzeşiyor. Köylerde lise kademesinde zaten çok az sayıda okul var. Az sayıdaki okulun da neredeyse hepsi taşımalı eğitim yapıyor; dolayısıyla köy/kent ayrımı bu seviyede çalışan öğretmenler için görece daha az anlam ifade ediyor. Bir de son yıllarda okul öncesi okullulaşma atılımıyla beraber okul öncesi öğretmenlerinin sayısı da artıyor. Öğrenci sayısının az olduğu köylerin okul öncesi eğitime erişimini sağlamak için gezici sınıflar, gezici öğretmenler, taşımalı eğitim gibi pilot uygulamalar MEB tarafından bir süredir deneniyor.

Yazının bundan sonraki kısmında Köy Okullları Değişim Ağı (KODA) olarak ağırlıklı olarak beraber çalıştığımız birleştirilmiş sınıflı ilkokul öğretmenlerinin deneyimleri üzerinden konuşmaya devam edeceğim. Taşımalı köy okullarında çalışan öğretmenlerin karşılaştıkları zorluklardan da bahsetmek önemli. Ancak belki bu da ileride bir başka blog yazısının konusu olabilir.

İlk zorluk yaşam koşulları ve kültürel farklılıklar

En başta biraz değindiğimiz gibi, özellikle Doğu bölgelerinde ve bölge fark etmeksizin ilçe merkezine daha uzak, coğrafi koşulların daha zor olduğu bölgelerde çalışan öğretmenlerin çoğunun mesleklerindeki ilk yılları oluyor. Özellikle sınıf içinde yaşadıkları zorlukların önemli bir kısmı doğrudan öğretmenlik deneyimlerinin olmaması ya da çok kısıtlı olmasıyla bağlantılı. Üstelik şehirdeki okullardan farklı olarak çoğu zaman köy okullarında tek öğretmen ya da küçük bir eğitim kadrosuyla çalıştıkları için sınıf yönetiminden öğretim tekniklerine, velilerle iletişim kurmaya kadar desteğe ihtiyaç duyabilecekleri birçok konuda etraflarında destek alabilecekleri deneyimli öğretmenler olmuyor. Ayrıca, çoğu zaman öğretmenler o bölgede yetişmiş bile olsa-ki çoğu zaman durum böyle olmuyor- öğretmen ve köy halkı arasında kültürel farklılıklar, dil farklılıkları, yaşam tarzı farklılıkları olabiliyor. Yani okuldaki ilk yıllarında sadece öğretmenliğe değil, farklı yaşam koşullarına ve farklı bir kültüre de uyum sağlamaya çalışıyorlar. Özellikle kendi memleketlerinden, üniversiteyi okudukları kentlerden başka bölgelere tayin olan öğretmenler, tüm bu uyum sağlama sürecinde ailelerinden ve alışkın oldukları sosyal çevrelerinden de uzakta oldukları için daha da fazla zorluk çekebiliyorlar. 

Okulun hem öğretmeni hem müdürü hem de hizmetlisi olmak…

Ayrıca özellikle okul öncesi eğitimin yaygın verilemediği köylerde ilkokula yeni başlayan çocukların hazır bulunuşlukları düşük olabiliyor. Öğretmenin akademik konulardan ziyade temizlik, beslenme, Türkçe öğretimi gibi konulara daha çok vakit ayırması gerekebiliyor. Bu da öğretmenin üzerinde müfredatı yetiştirememe kaygısına yol açıyor. Öğretmenlerin bir kısmı okullarında idareci olmadığı için müdür yetkili öğretmen olarak okulun idari işlerini de üstleniyorlar. Hatta bazı okullara ek çalışan sağlanamadığı için okulda temizlik ve ısınmaya dair yapılması gereken şeyler de öğretmenin sorumluluğu olabiliyor. Bu ek sorumluluklar zaten birçok bakımdan zorlanan öğretmenlerin üzerindeki baskıyı daha da artırabiliyor. Bazen soba yakmak, tuvaletleri temizlemek, sınıfın yerlerini silmek gibi sorumluluklar çoğu zaman öğretmeni en çabuk tüketen, gözünde en çok büyüyen, motivasyonunu en çok düşüren işler oluyor.

Birleştirilmiş sınıflarda dersi doğru planlayamama sorunu

Öte yandan birleştirilmiş bir sınıfta eğitim veren birçok öğretmenin en büyük sıkıntısı, birleştirilmiş sınıf uygulamasının kendisinden çok öğretmenlerin bu uygulama için hazırlıklı olmaması. Ne yazık ki hem bürokraside hem de öğretmenler arasında “Bu çağda hala birleştirilmiş sınıf mı olur?” yaklaşımı var. Üstelik bu yaklaşımın ardından köy okullarının kapatılmasını eleştirmek de büyük bir çelişki. Birleştirilmiş sınıf uygulaması, nüfusu az yerleşim birimlerine de yerinde eğitim hizmetinin götürülebilmesini sağlayan, en gelişmiş ülkelerde de var olan, hatta İskandinav ülkeleri gibi eğitimde fırsat eşitliğinde en ileri ülkelerde lise sona kadar var olabilen; bazı özel okullarda akran eğitiminin eğitsel faydalarından ötürü ihtiyaçtan öte, tercih edilebilen bir uygulama. Uygulamadaki verimsizliklerin büyük kısmı, öğretmenlerin birleştirilmiş sınıflarda dersleri yeterince ve doğru planlamakta zorlanması, eğitimin sadece “öğretmen ders anlatırken gerçekleştiği” yanılgısı, derslerdeki grup çalışmaları ve bireysel çalışma zamanlarının doğru kullanılamamasıyla ilgili. 

Öğretmenin donanımının haricinde ders kitaplarının, materyallerinin ve örnek ders planlarının köy şartları ve birleştirilmiş sınıf uygulaması hiç hesap edilmeden tasarlanıyor olması da öğretmenlerinin işini daha da zorlaştırıyor. Ayrıca öğretmenin birleştirilmiş sınıfta etkili bir şekilde eğitim verebilmek, planlama yapmak için aslında çok daha fazla zamana ihtiyacı varken, köy öğretmenlerinin birçoğunun iş yükü şehirde çalışan bir sınıf öğretmeninin iş yükünden daha fazla.

Okulun ihtiyaçları öğretmeni zorluyor 

Öte yandan, çoğu zaman kısıtlı olan kaynaklar bölgelerdeki okullara dağıtılırken öğrenci sayısı daha fazla olan ve şehir merkezine daha yakın (dolayısıyla daha görünür) okullara daha fazla kaynak ayrıldığı için birçok köy öğretmeni okulların fiziksel şartları ve materyal eksikliğiyle ilgili sıkıntılarını sıkça dile getiriyorlar. Yazıcı kartuşu, kâğıt, temizlik malzemesi gibi birçok temel malzemeyi bulmak için bile öğretmenin çaba göstermesi gerekebiliyor. Böyle durumlarda çoğu öğretmen öncelikli olarak ailelerin kapısını çalıyor, onların destekleriyle okulun eksiklerini kapatmak istiyor. Fakat, köyde yaşayan birçok ailenin maddi koşulları zaten iyi değil, iyi olsa bile okul için ekstra kaynak harcamayı istemeyebiliyorlar. Bu da öğretmenlerin motivasyonunu çoğu zaman olumsuz etkiliyor. Bazı öğretmenler düzenli olarak kendi ceplerinden ödeyerek okulun ihtiyaçlarını temin etmek durumunda kalıyorlar. 

Sadece okul ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda değil, devamsızlıklar, geç gelmeler, ev ödevlerinin yapılmaması, çocuğun akademik başarısının öğretmenin beklentilerinden daha düşük olması, veli toplantılarına katılımın düşüklüğü gibi birçok konuyla ilgili olarak da köy öğretmenleri velilerle ilgili büyük hayal kırıklıkları yaşayabiliyorlar. Yani öğretmenlerin en zorlandıkları konulardan birinin çocukların eğitimi konusunda ailelerle beraber çalışma, onların desteğini alma olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan öğretmenlerin velilere dair olan hayal kırıklığının önemli bir kısmının çoğunlukla öğretmenlerin ailelere karşı olan önyargılarıyla, ailelerin yaşam koşullarının tam olarak anlaşılamamasıyla ve ailelerin sürekli öğretmeni değişen, gelen öğretmenlerin çoğunun bir an önce ayrılmak istediği okula karşı zamanla oluşmuş hayal kırıklığıyla ve inançsızlıkla bağlantılı olduğunu görmek de çok önemli. 

Köy öğretmenleri motivasyonunu nasıl koruyor?

Peki bunca zorlukla karşı karşıyayken köy öğretmenleri motivasyonlarını nasıl koruyor, nasıl her sabah sınıfa girecek gücü ve enerjiyi kendilerinde bulabiliyorlar? Öncelikli olarak birçok köy öğretmeni çoğu zaman en büyük gücü ve motivasyonu öğrencilerinden alıyor. Köy öğretmenlerinin çoğu sınıfındaki çocukların yaşam hikâyelerini, ailelerini, ilgi alanlarını yakından biliyor; gelişim süreçlerini daha yakından izleyebiliyor. Köyün ve köy okulunun daha özerk yapısı, ailelere yakınlığı, sınıf mevcudunun azlığı öğretmenlere bu anlamda değerli bir fırsat sunuyor. Çocukların hayatlarında yarattıkları olumlu etki çoğu öğretmen için başlıca mesleki motivasyon kaynaklarından biri. Özellikle özgüveni ve yeterlilik hissi zaten yüksek olan öğretmenlerde sadece bu “bir başka hayat üzerinde olumlu bir etki yaratmak” motivasyonu bile yeterli olabiliyor. Yine benzer bir şekilde, öğretmenler çoğu zaman velilerden şikayetçi olsalar da birçoğu aynı zamanda köylünün onlara duyduğu güven ve saygıdan da bahsediyorlar. Çocukların üzerindeki etkileri kadar, köylünün onlara duyduğu güveni karşılıksız bırakamamak da öğretmenin kendine güven duymasını, zorluklarla mücadele etmesini destekleyici bir faktör olabiliyor. Özellikle köyle iyi ilişkiler geliştiren öğretmenlerde bu motivasyon kaynağının önemini de gözden kaçırmamak gerek. Bu öğretmenlerin çocuğa etkinin ötesinde köye katkı sunmak, köylüye destek olmak gibi motivasyonları da yüksek oluyor.

Köy öğretmenlerinin deneyim paylaşımı önemli

Öte yandan, kendileriyle benzer koşullarda çalışan öğretmenlerle tanışmak, birbirlerinden destek alabilmek köy öğretmenleri için çok değerli. Kendilerinden daha deneyimli öğretmenlerden, idarecilerden bire bir destek alabilmek onların hem endişelerini yatıştırıyor hem de gelişim süreçlerini hızlandırıyor. Ayrıca doğrudan kendi ihtiyaçlarına hizmet eden online ya da yüz yüze eğitim kaynaklarına ulaşabilmek önemli oluyor. Bir de bazı köy öğretmenlerinin akla ilk gelen destek mekanizmalarının ötesinde (öğretmenler, danışmanlar, milli eğitim müdürlükleri…) farklı sivil toplum kuruluşları, gönüllüler, hatta sosyal medya takipçilerinden gördükleri değer ve takdirin de mesleki motivasyonlarını korumak için onlara büyük destek olduğunu görüyoruz. Köyde çalıştıkları süre içerisinde “görmezden gelinmek, unutulmak, hayatı kaçırmak” öğretmenlerin çok sık kapılabildikleri hisler. Dolayısıyla köyün ötesindeki hayatlarla kurulan bağlar öğretmenler için çok değerli oluyor ve onların yalnızlık hislerini azaltıyor. Yine öğretmenlerin mesleki kimliklerinden bağımsız olarak çalıştıkları bölgelerde sahip oldukları kültürel, sosyal, kişisel gelişim olanakları da onların motivasyonları üzerinde önemli olumlu etkiler yaratıyor.

Öğretmenin motivasyonu ve donanımı eğitimi etkileyen tartışmasız en önemli faktör. Bunun için köy öğretmenleri arasında ve köy öğretmenleri ile deneyimli öğretmenler, gönüllü gruplar arasında daha fazla dayanışma içinde olmak önemli. Öğretmenlerin gelişimi için tasarlanmış yüz yüze ve uzaktan erişilebilir kaynaklar, eğitimler, bire bir destek mekanizmaları; eğitimi yüzeyselleştirmeden köy öğretmenlerinin emeklerinin daha fazla takdir edilmesi ve görünür kılınması için alan açmak da gerekiyor. KODA, Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve Sabancı Vakfı’yla birlikte Birleştirilmiş Sınıflarda Çalışan Köy Öğretmenleri İçin Mesleki Gelişim Programı yürütmeye başladı. Program kapsamda birleştirilmiş sınıflarda çalışan öğretmenlere hizmet içi eğitimler veriliyor, rehber kitaplar ve online eğitim modülleri hazırlanıyor. Bu gibi girişimlerin, iş birliklerinin daha da çoğalması önemli. Öte yandan eğitim fakültelerinde öğretmenleri köy koşullarında çalışmak için daha iyi hazırlamak; okullarının fiziksel olanaklarını iyileştirmek de gerekiyor. Eğitimde fırsat eşitliği de kırsal kalkınma da ancak zorluklar karşısında tükenmeyen, “yapabilirim” diyen, sürekli öğrenen ve kendini geliştiren köy öğretmenleri ile mümkün. Köy öğretmenlerine fiziksel olarak uzaktan da olsa bu önemli yolculuklarında eşlik etmek ve desteklemek ise başta kamu olmak üzere hepimizin sorumluluğu.