Uzun Hikâye | Okuldan Uzakta

Uzun Hikâye | Okuldan Uzakta

Umay Aktaş Salman
ERG Araştırmacısı

Eğitim politikaları, sistemi ve sorunları konuşulurken, eğitimin öznesi öğretmen, öğrenci ve veliler çoğu zaman gizli özne durumunda. Sayılar, istatistikler eğitimi konuşurken tek başına yeterli değil aslında. Okullarda, evlerde, sokaklarda verilerin ötesinde bir gerçeklik var. Her sayı bir hikâye. “Uzun Hikâye” yazı dizimizde istatistiklerin, uzmanların anlattıklarının yanı sıra eğitimi gerçek öznelerin hikâyeleriyle anlatıyoruz.

H.A 17 yaşında, bir lokantada garsonluk yapıyor. Babasıyla birlikte evini geçindirmeye çalışıyor. 16 yaşındaki S.Ö ortaokuldan sonra maddi imkânsızlıklar nedeniyle liseye devam edemeyen kız çocuklarından. R.Y “Okulu sevemedim bir türlü” deyip 10. sınıfın ikinci yarısında liseyi terk etti. 17 yaşındaki D.A 11 yaşında berber çıraklığı yapmaya başladı. Liseye geldiğinde maddi imkânsızlıklar da ağır basınca eğitim hayatından koptu. M.D, kazandığı okulun ortamını beğenmeyince liseye gitmemeye karar verdi. Onlar maddi, akademik ya da ailevi gerekçelerle örgün eğitim sisteminde “tutunamayan” öğrenciler. Hepsi şimdi açık lisede okuyor. Kimi hedeflerinden vazgeçeli çok olmuş, “Bundan daha öte ne olabilirim ki?” diyor, kimi cılız bir sesle de olsa üniversite hedefini dillendiriyor.

Açık öğretim, eğitime erişimi ve katılımı artırmak için çok önemli. Ancak lise çağında olup da örgün eğitim yerine açık liseye devam edenler için de olumsuzluklar doğurabiliyor. Örgün eğitim dışına çıkmak erken evlilikler, çocuk işçiliği gibi sorunların yaşanmasıyla paralel gidebiliyor.

Eğitimle ilgili çalışan sivil toplum kuruluşları ve sendikalar son birkaç yıldır açık liseye giden öğrenci sayısındaki yükselişe dikkat çekiyor. Çeşitli gerekçelerle eğitimini tamamlayamayanların eğitime devam ettiği açık liselerin istisnai durumların ötesine geçerek örgün eğitime alternatif hale geldiğine işaret ediyor.

5 yılda yüzde 65 öğrenci artışı

Örgün ortaöğretimdeki öğrenci sayısı her geçen yıl artarken, açık liseye giden öğrenci sayısında da artış var. Açık liseye giden öğrenci sayısı son beş yılda yaklaşık yüzde 65 oranında arttı. 2011-12 eğitim öğretim yılında açık lisede eğitim görenlerin sayısı 940 bin 268 iken  2016-17 eğitim öğretim yılında bu sayı 1 milyon 554 bin 938’i buldu.  Açık lisede okuyanların örgün eğitimde okuyanlara oranı 2011-12 eğitim öğretim yılında yaklaşık yüzde 24 iken, bu oran 2016-17’de yaklaşık yüzde 36 oldu. Öğrenci sayısı içinde eğitimini tamamlayamadığı için açık liseye kayıt olan yetişkinler de, lise çağında olan gençler de var. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın paylaştığı verilerde, toplam öğrenci sayısının ne kadarını lise çağ nüfusunda olan gençlerin oluşturduğu yok.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) olarak, açık liseye devam eden lise yaş grubundaki çocuklarla görüştük. Örgün eğitime neden devam edemediklerini ya da neden terk ettiklerini sorduk.

Açık liselerdeki öğrenci artışı ve öğrencilerin anlattıkları, ortaöğretimdeki kapasite ve öğrenci ihtiyaçlarıyla ilgili sıkıntılara dair de önemli ip uçları veriyor. Ayrıca açık liselerdeki eğitimin niteliğinin ve  açık liselerin geldiği noktanın daha fazla sorgulanması, araştırılması gerektiğini gözler önüne seriyor.

Açık lisede okuyanlardan biri olan 17 yaşındaki H. A. Bağcılar’daki Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde okurken okulu terk etti. Sınıf tekrarının en fazla olduğu 9. sınıfta o da sınıfta kaldı. Maddi imkansızlıklar da eklenince sınıf tekrarı okul terkini getirdi. H. A, liseyi bırakma sürecini şöyle anlatıyor:

“9. sınıf için herkes zor diyordu. Haklılarmış. Ben de çok çalışmadım, geçemedim. Liseyi bitirme sürem uzayacaktı, maddi sıkıntımız da vardı. Evin en büyük çocuğuyum. Üç kardeşim daha var.  Okulu bırakıp çalışmaya başladım.”

Şimdi hafta arası beş gün bir lokantada garsonluk yapıyor. Hafta sonları ise açık mesleki ve teknik eğitimin yüz yüze olması zorunlu dersleri için okula gidiyor. Ancak okulu bıraktığı için pişman. Açık mesleki ve teknik eğitimden de verim alamadığını anlatıyor:

“Kayıp öğrenci olarak görülüyoruz”

“Hafta sonları sabah 09.00’dan 14.00’e kadar okuldayım. Hafta arası iş, hafta sonu okul, hiçbir şey anlamadan geçiyor. İlk başta ‘Okuyup ne yapacağım?’ dedim. Şimdi ‘Keşke öyle demeseydim’ diyorum. Açıktan okuyunca da bir şey anlamıyor insan. Herkes telefonla oynuyor derste, hoca önemsemiyor. Öğrencilerin üstüne düşmüyor. Kayıp öğrenciler olarak görülüyoruz. Sınıf 38 kişi. Çoğu çalıştığı için liseyi bırakan benim yaşımda kişiler.”

11 yaşından beri hem okuyup hem çalışan D.A’nın da yoksullukla mücadelesinde eğitim kaybetti. Şimdi 17 yaşında bir berber. Haftanın altı günü çalışıyor. Anlattıkları yoksulluğun yanı sıra okul ikliminin de okuldan kopuşta önemli bir etken olduğunu gösteriyor:

“8. sınıftan sonra okulu bıraktım. 9. sınıfa hiç gitmedim. Aslında Kuleli Askeri Lisesi’ni istiyordum, sınav parası yüzünden giremedim sınavlara. TEOG’da Hacı İsmail Gündoğdu Ticaret Meslek Lisesi’ni kazandım ama gitmedim. ‘Gitsem de ne olacak?’ diye düşündüm. Para kazanmak daha önemli geldi. Okul hayatım boyunca hep arka sıralarda oturdum, dersi sevmiyordum. Ödevlerimi yapardım ama sıradan bir öğrencilik hayatım vardı. İlkokula Adana’da başladım. 60 kişilik sınıflarda okudum. Çok dayak yedim öğretmenlerden. O zaman okul ve öğretmen sevgim yok oldu, okuldan soğudum. Altı kişilik bir aileyiz. İki ağabeyim, bir de kız kardeşim var. Ağabeylerim lise mezunu, kız kardeşim de lisede okuyor. Ortaokuldan sonra açık liseye kayıt oldum ama hiç sınavlara girmedim. Aktif değildim. Bu sene kaydımı yeniledim.”

“Okusaydım bir sosyal çevrem olurdu”

D. A, çıraklık okulunun yanı sıra açık mesleki ve teknik açık öğretimde okuyor. Ama örgün eğitimi bıraktığı için pişman:

“Okusaydım daha temiz ortamım olurdu. Arkadaşlarım olurdu, bir sosyal çevrem olurdu. Şimdi buradan çıksam hangi işe girebilirim?”

D.A, hayalleri ve hedefleri sorulunca cılız ve ümitsiz bir sesle aklındakileri anlatıyor:

“Üniversite hedefim var aslında. Bilişim okumak isterdim.”  Kurduğu -di’li geçmiş zamanlı cümle buna pek de inanmadığını gösteriyor. Umutsuzluğunu kurduğu bir diğer cümlesi ele veriyor:

“Buradan çıksam ne iş yapacağım? Berber olarak en fazla kendi dükkânımı açarım daha da ötesi olmaz. Çıraklık belgemi alınca daha lüks semtlerde daha iyi berberlerde çalışmak istiyorum.”

TEOG’da kazandığı okulu beğenmedi, açık liseye gitti

Ondan daha ümitli, önündeki seçeneklere göre yaptığı seçimden memnun olduğunu söyleyenler de var. M. D onlardan biri. 17 yaşında. TEOG’da düşük bir puanla yerleştiği meslek lisesine gitmek yerine açık liseye gitmeyi tercih etmiş. Aslında temel liseye gitmek istediğini anlatıyor. Ancak maddi açıdan yettiremeyenler için TEOG’da istediği sonucu alamayanların adresi temel lise yerine açık lise.

“Kazandığım okul ticaret meslek lisesiydi. Arkadaş ortamı çok iyi değildi. Okul hakkında da kimse iyi bir şey söylemiyordu. ‘Dışarıda takılıp okulu boşlayacağıma açıktan okuyayım, hem de çalışırım’ dedim. Önce genel açık liseye başladım. Yüz yüze eğitim yoktu. Sonra mesleki ve teknik açık liseye gittim çünkü onda bazı dersler için yüz yüze eğitim var. Haftanın beş günü akşamları yüz yüze eğitim için bir mesleki ve teknik liseye gidiyorum. Açıktan okuduğum üçüncü yılım. Şu an rahatım, normal okula gidiyorum gibi davranıyorum kendime. Sınıfta benim yaşımda olanlar da var, daha büyük olanlar da. Öğretmenler dinlemek isteyene iyi anlatıyor.”

M.D gündüzleri de babasının plastik kalıp imalathanesinde çalışıyor. Üniversiteye hazırlanmayı da planladığını anlatan M.D işiyle alakalı olan makine bölümüyle ilgili bir bölüm okumak istediğini anlatıyor.

“Okuldan kopmak için erken ama anı yaşıyorum”

M.D  yaşının örgün eğitimden kopmak için erken olduğunu düşünse de eğitim sistemine dair söyledikleri eğitimden çok da beklentisi olmadığını gösteriyor:

“Lisede olan bazıları okulu beğenmiyor, derslere katılmıyor. Okulda yaşananlar okulu terk etmek ya da etmemekle çok alakalı. Ben sıradan bir öğrenciydim. Sınav sistemi de bunlara sebep oluyor. İstediği okula gidemeyen özel okula gidiyor. Ben de zorladım ama ailem izin vermedi. Örgün eğitimden kopmak için erken bir yaş ama anı yaşa diye düşünüyorum. Evi geçindirmek, sorumluluk sahibi olmak iyi geliyor.”

Örgün eğitimi 10. sınıfın ikinci yarısında bırakıp açık liseye geçen öğrencilerden biri de Van’da yaşayan R.Y. yaptığı seçimden memnun olduğunu söyleyenlerden. Onun örgün eğitimden kopmasının nedeni diğer öğrencilerden daha farklı. 17 yaşındaki kız  öğrenci R.Y okuldan sıkıldığını anlatıyor:

“Okulda not kaygısı var, açık lisede rahat hissediyorum”

“Okula gitme fikri güzel gelmiyordu. Okul yerine dershane gitmeyi düşündüm. Haftanın dört günü dershaneye gidiyorum. Akşam 21.00’a kadar etüde kalıyorum. Okuldan yoğun ama daha esnek. Daha rahat hissediyorum kendimi. İstediğim zaman dershaneye gitmeme lüksüm var. 1. sınıftan 8. sınıfa kadar iyi bir öğrenciydim ama okulu sevmiyordum. Okul ortamı bana göre  değil. Hocalara bir şey soruyorsun tekrarlamak istemiyorlar. Açık öğretimde kendinle baş başasın. Sınıfta kalma derdi yok. Evet, dersi geçemediğinde mezun olman uzuyor ama ayıplanmıyorsun geçemezsen. Okulda ayıplanıyorsun, notunla alay ediliyor. Kurallar var. Şimdi hem kaygı duymadan çalışıyorum hem de sosyal hayatıma vakit ayırabiliyorum. Resim kursuna gittim, arkadaşlarımla dolaşıyorum. Okul arkadaşlıklarını da dershane ortamından karşılayabiliyorum.”

R.Y, eğitim sistemini yeni başta oluşturma gibi bir hak verilseydi, “Herkesin yeteneğine göre eğitim aldığı bir sistem kurardım” diyor. İki kardeşi olan R.Y, ailesinin de kararını desteklediği anlatıyor. Hedefi ise üniversitede mimarlık okumak.

“Açıktan okurken evde çalışmak zor oluyor”

Açık liseye giden 16 yaşındaki bir diğer kız öğrenci S.Ö. Onun okuldan kopuşunun sebebi maddi yetersizlikler. İnşaat işçisi bir baba ve ev hanımı bir annenin ortanca çocuğu olan S.Ö’nin bir ağabeyi, bir de ilkokula giden kardeşi var. Muğla’nın bir köyünde yaşayan S.Ö aslında açık lise yerine örgün eğitimde okumak istediğini anlatıyor:

“Maddi durumlar nedeniyle ortaokuldan sonra liseye gidemedim. TEOG’da bir okul kazanmıştım. Ailem ‘açıktan okursun, evde çalışırsın yine aynı şey olur’ dedi. İlk başta üzüldüm ama şu anda derslerime çalışıyorum ama evde çalışmak zor oluyor. Öğretmen olsa daha iyi olurdu tabii. Ancak her gün kitaplarımdan ders çalışıyorum. 12. sınıfta üniversite sınavına hazırlanmayı planlıyorum. Resim yapmayı seviyorum, resimlerim de güzeldi. Güzel sanatlar istiyorum. Üniversiteye giden ağabeyimin yerinde olmayı isterdim. Abim de devam etmemi istiyor okula. Üniversiteyi kazanırsam göndermeye çalışacaklar.”

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi araştırma görevlisi Zeynep Özdoğan doktora tezini açık öğretim liseleri üzerine yazıyor. Tezi için 18 yaş altındaki öğrencilerle de görüşen Özdoğan da izlenimlerini şöyle aktarıyor:

“Eğitimden kopuş yaşıyorlar”

“Ön beklentim sosyo-ekonomik seviyesi düşük olan öğrencilerin bu okula gittiğiydi. Ancak görüşmeleri yapınca  sadece öyle olmadığını gördüm. Kazandığı okulu kayda değer görmeyip açık liseye gidenler de var. Son dönemde literatürüme ‘eğitimden kopuşu’ eklemeye başladım. Sadece okula değil, eğitime inançlarını kaybediyorlar ve eğitimden uzaklaşıyorlar. Hayata atılmak onlar için önemli. Pişman olan öğrenci yoktu görüştüklerim arasında. Hayata bir adım önde atılıyorlar gibi düşünüyorlar. Öğrencilerin geçmiş eğitim deneyimlerini de sordum. Lise sınavına kadar hep bir umut var çoğunda. Yalpalayarak da olsa eğitime devam etmişler. ‘Ya olursa, ya yapabilirsem’ gibi bir düşünceleri var. Oradan sonra ise kopuş başlıyor. Öğretmen tutumlarıyla ilgili de çok fazla olumsuz görüş bildirenler vardı.”

Özdoğan, tezinde yurt dışındaki uzaktan eğitimle Türkiye’dekinin karşılaştırmasına giremediğini, dünyanın geldiği yerde olmadığımızı anlatıyor. Yurt dışındaki sistemlerde öğrencinin video konferansla karşısında sürekli birini bulabildiğini ve internetin çok aktif şekilde kullanıldığını anlatıyor. Özdoğan Türkiye’de öğrencinin halk eğitim merkezlerinden kitaplarını temin ettikten sonra kendi başına çalıştığını belirterek yönlendirmeye ihtiyaç olduğunu anlatıyor:

“Gelecekleriyle ilgili yönlendirilmeleri lazım”

“Öğrenciler halk eğitim merkezlerindeki rehberlik servislerini kullanabilecekleriyle ilgili yönlendirilebilseler daha iyi olur. Gelecekleriyle ilgili daha fazla bilgiye sahip olmaları gerekiyor. Benim görüştüğüm öğrenciler açık öğretim fakültesi dışındaki üniversitelerin lisans ve yüksek lisans bölümlerini yazabileceklerinden bile bihaberlerdi.”

İstanbul’da açık mesleki ve teknik lisede eğitim veren ama adının yazılmasını istemeyen öğretmen M.Ö ise açık liseleri, örgün eğitimde devamsızlık yapan, dersleri takip etmekte zorlanan öğrencilerin son zamanlarda daha çok tercih ettiğini belirterek şunları söylüyor:

“Açık liselerde devamsızlık, kılık kıyafet daha esnek. Diploma almak daha kolay. Devamlılıkta titiz davranılmıyor örneğin. Öğrenciyi daha iyi takip eden, rehberlik sistemi iyi bir örgün eğitim sistemi olsaydı açık liseler alternatif olmazdı. Anne babalar da çocuğum diploma alsın kaygısını kolayca gideriyor açık liselerle. Lise yaş grubu sınıflarımda çoğunlukta. Çocukların açık liseye gitmesi eğitimciler açısından da yadırganmıyor. Bazı eğitimciler de tırnak içinde haylaz, uyum problemi yaşayan çocuklara destek sağlamaktan ziyade açık liseye yönlendirmeye meyilli. Açık liselerde yüz yüze eğitim yapılırken bile örgün eğitimdeki kadar verim alınmıyor. Müfredat aynı ama işlenen müfredatın yüzde 20’si bile değil.”

 “TEOG da açık liselere kaydı artırmış olabilir”

Peki uzmanlar ve raporlar, açık öğretimdeki öğrenci sayısının artışıyla ilgili neler diyor? Politika analistimiz Yeliz Düşkün, ortaöğretimdeki öğrenci sayıları söz konusu olduğunda 2012-13 eğitim öğretim yılında zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarıldığını dikkate almak gerektiğini söylüyor:

“2012-13 eğitim öğretim yılından itibaren hem örgün hem de açık öğretimde liseye devam edenlerde artış yaşandı. Açık öğretimde öğrenim görenlerin ne kadarının örgün eğitim çağındaki çocuklar olduğuna ilişkin veri paylaşılmadığı için, bu konuda yorum yapmak zorlaşıyor. Ancak lise zorunlu değilken çeşitli sebeplerle eğitimden ayrılanların zorunlu eğitimle birlikte açık öğretimi tercih ettikleri tahmin edilebilir. Eğer çağ nüfusu içinde açık öğretime geçiş artmış ise 2013’te uygulanmaya başlayan ve 2017’de kaldırılan TEOG sisteminin de açık öğretime kaydolmayı artırdığı düşünülebilir. Çünkü TEOG sisteminde çocuklar lisede ancak puanlarının yettiği okula gidebiliyorlardı. İstediği okula ya da okul türüne puanı yetmeyen çocukların açık öğretimi tercih etme olasılıkları bulunuyor.”

Devamsızlık ve çalışan çocuk sayısı da ipucu

Devamsızlığın özellikle lise çağında yüksek olduğuna, 15-17 yaş grubunun iş gücüne katılım oranın yüksekliğine de dikkat çeken Düşkün,

“Bu veri, lise çağındaki çocukların okula aidiyetlerinin düşük olabileceğini gösteriyor. Okula aidiyetin düşük olması da açık öğretime geçişi teşvik eden bir durum olabilir. Benzer biçimde, hem devamsızlık hem de açık öğretime geçişin bir işte çalışmakla da ilgisi olabileceğini unutmamak gerekiyor. TÜİK verilerine göre, 15-17 yaş grubu için iş gücüne katılma oranı 2016’da yüzde 20,8” diye konuşuyor.

TEDMEM 2017 Eğitim Değerlendirme Raporu’na göre de 12 yıllık zorunlu eğitime geçilmesiyle okul binalarının ve kontenjanların yeterliliği gibi konulardaki sıkıntıların devam ediyor olması açık liseye giden öğrenci sayısındaki artışın önemli sebeplerinden biri. Ayrıca raporda, okul türlerinin ve kontenjanlarının öğrencilerin tercihlerine uygun olarak dağılmamasının etkili olduğu anlatılıyor. Öte yandan Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi’nde (TEOG) hiçbir tercihine yerleştirilemeyen veya kendisinden bilgi alınamayan öğrencilerin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından açık liseye yerleştirildiği de hatırlatılıyor. Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin’in Ağustos 2017’de yaptığı açıklamaya göre geçtiğimiz eğitim yılında 84 bin öğrenci açık liselere yerleştirildi. Bunlardan kaçının nakille örgün eğitime döndüğü ise bilinmiyor.

“Başarısız öğrenci deposu algısı”

Eğitim Bir Sen, Eğitime Bakış İzleme ve Değerlendirme 2017 raporunda ise lisede iki kez sınıf tekrarı yapanların, TEOG’da herhangi bir tercihine yerleşemeyenlerin açık öğretim liselerine yönlendirilmesinin “Açık liselerin nispeten başarısız öğrenciler için bir ‘depo’ olarak görüldüğü” tespitini yapıyor. 

“Okul da olsa açık lise de olsa nitelikli eğitim şart”

Açık liselere giden öğrenci sayısı, buraya devam eden öğrencilerin sebepleri değişse de, değişmeyen tek şey nitelikli eğitimin gerekliliği. Politika analistimiz Düşkün, okulda da açık öğretimde de olsa her çocuğun nitelikli eğitim alması gerektiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor:

“Örgün eğitim dışına çıkan çocukların birbirinden farklı koşulları ve gerekçeleri olabilir. Örneğin, çocuk yaşta evlilikleri bu kapsamda ele almak mümkün. TÜİK çocuk istatistiklerine göre 2016’da 16-17 yaş grubundaki resmi kız çocuk evlenmelerinin tüm resmi evlilikler içindeki oranı yüzde 4,6. Kayıt dışı veya kayıtlı çalışma da örgün eğitimden çıkan çocuklarla ilgili incelenmesi gereken bir başka alan. Bu çocukların nitelikli bir eğitimi okulda ya da açık öğretimde alabilmeleri için gerekli müdahalelerin yapılması gerekir.