Boş Zamanlarınızda Kitap Okumayın!

Boş Zamanlarınızda Kitap Okumayın!

Yıl boyu “ödev” olarak verilen kitapların yanı sıra yaz tatili için de çocukların ellerine okuma listeleri verildi. Peki “oku” demekle, bu listeleri çocukların ellerine tutuşturmakla, çocuk ve kitap arasında bir ilişki kurmuş oluyor muyuz? Türkçe öğretmeni Serkan Gülpınar, anne-babaların, öğretmenlerin çocuğun kitapla kurduğu ilişkiyi nasıl şekillendirdiğini ERG Blog için yazdı.

Serkan Gülpınar

Şeyh Şamil Ortaokulu Türkçe Öğretmeni

 

‘‘Öğretmenliğimin ilk günü, ilk dersime girerken, kendini bir sabah korkulu düşlerinden uyanıp devcileyin bir böceğe dönüşmüş bulan Gregor gibi tedirgindim.’’ dersem bir miktar abartmış olurum, biliyorum; ama gerçekten tedirgindim inanın, hem de fena halde. Onca çocuğun bakışlarını üzerinizde hissetmek düşüncesi az buz şey de değil doğrusu. Gerçi sınıfa girdikten sonra, çocuklar bir gülümsememe koca koca gülücüklerle karşılık verince tedirginlik kalmamıştı tabii. Henüz tek kelime dahi etmeden, tam zamanı, diye düşünüp şu cümleyi yazmıştım kara tahtaya: BOŞ ZAMANLARINIZDA KİTAP OKUMAYIN! Şaşırmışlardı tabii. 12 yıl boyunca okulların açıldığı ilk gün şaşıracak tüm öğrencilerim gibi.

Öğretmenliğimin ilk günlerini anmamı, okulların kapanmasına birkaç gün kala teneffüse çıkmamızı bekleme sabrını gösteremeyip sınıfa dalan bir velime borçluyum. Dediğine göre 5 dakikadır bekliyormuş, içeriden sesler yükselince de “Beklemeyeyim artık” deyip girivermiş içeri. Ellerimizde patlamış mısırları, sıraların üstünde de, hani şu alışveriş merkezlerindeki büyük sinemalarda mısırla birlikte satılan içecekleri de görünce, “Bilseydim hiç beklemezdim hocam”, cümlesini de araya sıkıştırmayı unutmamıştı. Neyse, filmin de en heyecanlı yerinde çıktık koridora. Oğlunu bu hafta göndermeyecekmiş okula, zaten film izletiyormuşum. Diğer öğretmenler de ya serbest bırakıyormuş, ya resim yaptırıyormuş, ya kitap okutuyormuş. Uzatmayayım, elinde bir kâğıt, benden kitap ismi almak için gelmiş, çok olsunmuş ama. Yazın oğlunun çok boş zamanı olacakmış, okusun da boşa geçirmesinmiş. Boş zaman ve kitap ilişkisi üzerine bir söylev çekmedim elbette. Hem yakışık almazdı hem de velimin bu samimi isteğini ve çabasını bulandırmak olurdu çünkü. Öğrencimin okulun ilk gününde konuştuklarımızı unutmamasını umut ederek aklıma bir çırpıda gelen o çok sevdiğim kitap adlarını yazıp uzattım kendisine.

Çocuğun eline okuma listesi tutuşturmakla olmuyor

Gerek yıl içerisinde gerekse de okulların kapanmasına yakın buna benzer isteklerle sık sık karşılaşmak kaçınılmaz oluyor tabii bizler için. Bir anne ya da babanın yolunu okula düşürüp kitap listesi hazırlamamızı istemeleri çok kıymetli çaba elbette. Çocuklarının kitap okumasını istiyorlar bir kere, daha ne olsun! Bu okuma listelerindeki kitapları çocuğun eline tutuşturmakla, çocuk ve kitap arasında bir ilişki kurmuş olur muyuz? Hayır! Bu ilişkiyi kurmak kitabı satın almaktan biraz daha fazla çaba gerektiriyor çünkü. Hem de inanır mısınız, çok eğlenceli bir çaba…

Radyo tiyatrosu ve sesli okumalar çocukların merakını uyandırıyor

‘‘Televizyon bizim eve sanırım 8 ya da 9 yaşımdayken girmişti. O zamanlar tabii tek kanal vardı ve kısıtlı süreyle yayınlar yapılırdı. Sokakta koşuşturmadan vakit kalırsa en iyi eğlence radyoydu. Hele de radyo tiyatrosu!’’ Sene başı veli toplantılarında söz dönüp dolaşıp okuma alışkanlığına gelince birkaç yıldır bu cümlelerle başlıyorum söze. Haliyle bir süre velilerle aynı masalın içindeymişiz gibi, keyifle dolanıyoruz geçmişin sokak aralarında. Ardından, “Neden çocuklarınızı bu güzellikten mahrum ediyorsunuz peki” deyip, lafı sesli okuma yapmaya getiriyorum hep.

Sesli okuma, çocuklar için müthiş konforlu bir şey her şeyden önce. Bir o kadar da zevkli bir şey olduğunu da söyleyeyim deneyimlerimden hareketle. Ağzınızdan çıkan bir kelimeyi bile kaçırmamak için gösterdikleri çaba görülmeye değer bir şey doğrusu. Biten bir bölümün peşinden diğer bölümü beklemenin sabırsızlığını gözlerinden okumaksa başka bir keyif elbette. Anlaşılacağı üzere sesli okuma, okuyan için de türlü zevklerle tanışmayı vaat ediyor.

Çocukların merak duygusunu kamçılayarak zihinsel yaratıcılık için de uygun koşullar yarattığını söyleyebilirim bu yöntem için. Çocukların, neden sonuç ilişkileri kurarak tahminler yürütmelerini, hikâyeyi yeniden inşa etmelerini sağlamak için de iyi bir yol. Evde aile fertleriyle yapılan sesli okumalar da çocuğun okumaya, kitaba bakış açısını köklü bir biçimde değiştirebilir. Çocuk için kendisiyle oyun oynayan anne ya da baba, oyunu nasıl zevkli kılarsa, kendisine bir şeyler okuyan anne ya da baba da kitabı o derece zevkli kılar kanımca. Kitapla çocuk arasında sıkı bir bağ kurulmak üzeredir üstelik. Hele bir de kitabın en can alıcı yerinde, “Bugünlük bu kadar” gibi bir cümle edilsin! Muhtemelen anne ya da babasından önce kitabın sonunu öğrenecektir çocuk!

Ödev bittiyse, al eline kitabını doğru odana

Söz evden açılmışken… ‘‘Valla hocam, ben kitap okusun istiyorum, hem de çok. Bir sürü kitap da aldım. İsterse gene alırım. Kendi odası da var. Kızım ödevlerini yaptıktan sonra bir sürü boş zamanı oluyor, ‘otur oku kitabını’ diyorum ama okumuyor, daha ne yapayım! Sevmiyor ki!’’

Bu ve buna benzer yakınmaları kaç kez duyduğumu bilmiyorum. Üzülerek söyleyeyim, çocuklara okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırma konusunda karşıma çıkan velilerin tutumu -çok içten ve iyi niyetli olduklarından kuşkum yok tabii- genellikle bu şekilde. Korkarım sadece benim karşıma çıkanlar da değil yalnızca.

Anne babalar kitap okumayı seviyor mu?

Oğlunun ya da kızının okumayı sevmediğinden yakınmaya başlayan velilerime benim ilk sorum şu oluyor: Siz kitap okumayı seviyor musunuz peki? Tahmin edileceği gibi oldukça muğlak yanıtlar alıyorum hemen hepsinden. Çoğunlukla da işten güçten, çoluk çocuktan kitaba ayıracak boş zamanları (yine boş zaman!) olmuyor elbette. Onlar da ne yapsınlar, eline kitabını tutuşturup çocuğu doğru odasına gönderiyorlar. Çocuk da gözü aynı satırda, aklıysa televizyondaki yarışmada ya da yarıda kalan oyunun bilmem kaçıncı seviyesinde, okuma arzusu duymuyor haliyle. Oysa minicik bir çaba bile yeterli olabilir çocuğun ilgisini çekmek için.

Her şeyden önce, kitap ve çocuk arasındaki ilişkinin şekillenmesinde ilk iş aileye düşüyor. Bebeklikten başlayarak kitapla temas edip etmemesi, onun ileride okuma alışkanlığı kazanmasında önemli bir yer teşkil ediyor. Yukarıda da değindiğim gibi hem okul öncesinde hem de okul sürecinde sesli okumalar yapmak, resimleri incelemesini sağlamak, onunla kitap hakkında konuşmak, sorular sormak çocuğun doğal olarak kitapla haşır neşir olmasını sağlayacaktır.

Evde kitaplık varsa çocuk da kendi kitaplığını kurmak ister

Şunu da açıkça söylemeliyim ki evde anne ya da baba tarafından oluşturulmuş bir kitaplık yoksa çocuğun kitapla bir ilişki kurması bir hayli güçleşir. Bir kitaplığın varlığı, çocuğun kendi kitaplığını kurmaya başlamasına da örnek teşkil eder. Bunun yanında, anne ya da babasının elinde sık sık kitap görmesi, ailenin yetişkin bireyleri arasında kitaplarla ilgili tartışmalara tanık olması, çocuğun ilgisinin kitaba yönelmesine azımsanmayacak bir katkı sunacağı kanısındayım. Birlikte yapılacak okumaların etkisininse muazzam olacağını düşünüyorum.

“Söyle bakalım çocuğum, yazar bu kitapta ne mesaj veriyor?”

İğneyi biraz kendimize de batıralım değil mi! Çocuğun kitapla ilişkisindeki en belirleyici rolü bana kalırsa okul üstleniyor. Okulsa, çocuğun kurumsal otoriteyle tanışması demek her şeyden önce. Okul denilen şeyin çocuktan beklediği de, otoriteyi benimsemesi ve ona göre davranması. Çocuğu henüz okul kapısından girerken “hizaya” getirme gayreti içinde olan bir şey okul. Bitmek bilmez kurallar dayatır söz gelimi. Biz öğretmenlerden beklenilense bu kuralları bir çırpıda anlatıp, sık sık hatırlatarak, bu “hizaya” getirme sürecini sağ salim yerine getirmek.

Ödev olarak verilen kitap, kitap değil tuğladır

Biz de bu görevi can-ı gönülden benimseyip daha ilk dakikada tespih boncuğu gibi sıralara dizeriz çocukları. Sırada nasıl beklemesi gerektiğini anlatırız uzun uzun. Giriş kapılarından hangisini kullanıp hangisini kullanamayacağını da anlatırız. “Öğretmen sınıfa girince ayağa kalkılır” deriz, “Hazır olda kıpırdanmaz” deriz, “Kapıyı neden çalmıyorsun” deriz, “Bu ne kılık” deriz, “Ne gülüyorsun bakayım” deriz. Deriz babam deriz! Uzayıp gider böylece dediklerimiz. “O kitabı okuma, al şunu oku bakayım!” deyip ardından da “Sonra da özetini çıkar e mi!” de deriz. Hal böyle olunca, çocuğun okuma alışkanlığı kazanmasının önündeki duvarın ilk tuğlasını, kendi elimizle yerleştirmiş oluruz kanımca. Ödev olarak verilen kitap, kitap değil koskoca bir tuğladır çünkü! Çocuğun kitapla kurduğu ilişki konusunda okulun rolü derken, öğretmenin rolü diye anlamak gerek!

Okumayan öğretmen, okutamaz!

Eleştirilmeyi binlerce kez hak etmesine rağmen; eğitim sistemi, müfredat, okul idaresi bahanelerine sığınmadan iğneyi kendimize batıracaksak eğer, lafı hiç dolandırmayalım madem: Okumayan öğretmen, okutamaz! Okumanın verdiği hazdan bihaber bir öğretmen öğrencilerine okuma zevkini kazandıramaz çünkü. “Doğru odana, aç kitabın oku bakayım” diyen anne baba ile “Açın kitaplarınızı okuyun bakayım” diyen bir öğretmen aynı şeyi söylemiş olur sonuçta. Ancak ve ancak okuyan, çocuk kitaplarından haberi olan bir öğretmen çocukla kitap arasında bağ kurabilir. Okuduğu bir kitapla ilgili çocuklara birkaç söz etmesi bile onlar üzerinde hiç de azımsanmayacak etkiler yapacaktır. Ancak okuyan bir öğretmen, okuma sevgisi konusunda öğrencilerini motive edebilir. Yeni yöntemleri o arayıp bulur. Hiç olmazsa bir ders saatinde kitap okumayı akıl eder öğrencilerine. Okuma grupları oluşturmak aklına gelir ya da bir kitabın sözcükler kullanmadan da anlatılabileceğini düşünüp karikatürler çizdirir öğrencilerine. Mutlaka yepyeni şeyler de gelir aklına. Çok da zahmetli değil. Yeter ki o da okusun. Kim bilir belki de henüz sevebileceği kitabı bulamadığı için okumaya direnç gösteren öğrencisinin aradığı kitabı o gösterebilir ona.

Keyif alınan şey alışkanlığa dönüşür

Okuduğu her sayfayı bir kahkahayla, hiç olmazsa bir gülümsemeyle şenlendiren bir çocuğu getirsenize gözünüzün önüne! Bir kitap bir çocuğa keyif veriyor, daha ne olsun! O kitap kanımca dünyanın en güzel kitabıdır artık! Bir şeyi alışkanlığa dönüştüren şey, her şeyden önce keyif vermesi değil mi? Etrafı, kendisine her saniye ne yapıp, ne yapmaması gerektiğini söyleyenlerle çevrili olan çocuklara, bir de kendisine parmak sallayıp ‘hıımmm!’ diyen kitapları okutursak (hem de zorla!) kitaptan ömür boyu nefret etmezler mi?

Serkan Öğretmen’in sınıfta uyguladığı radyo tiyatrosu ve sesli okuma listesinden birkaç örnek:

1- ÇARPIK EV, Burcu AKTAŞ, Doğan Egmont Yayınları.

2- BULUTLARA ŞİİR YAZAN ÇOCUK, Behiç AK, Günışığı Yayınları.

3- BEN BİR GÜRGEN DALIYIM, Hasan Ali TOPTAŞ, Everest Yayınları.

4- HIŞIR HIŞIR KIRT KIRT, Aslı TOHUMCU, Can Yayınları

5- BEZ AYAKKABILILAR, Görkem YELTAN, Kırmızı Kedi Çocuk.

Bu yazıdaki ifadeler yazarın görüşüdür; ERG’nin kurumsal görüşünü yansıtmayabilir.