“Tedrisi Enkaz” Olarak Meslek Liseleri

“Tedrisi Enkaz” Olarak Meslek Liseleri

Çetin Çelik, Koç Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü

Emrah Göker, Koç Üniversitesi, Araştırma, Proje Geliştirme ve Teknoloji Transferi Direktörlüğü

Meslek liselerine ilişkin az sayıdaki araştırma bu okulda okuyan öğrencilerin diğer okul türlerine kıyasla sınıfsal açıdan en dezavantajlı olduğunu gösteriyor: Ebeveynlerinin eğitim ve gelir seviyeleri düşük, haneleri kalabalık. Eğitim sistemine girdikleri noktada, kültürel ve ekonomik sermayesi daha fazla olan ailelerin çocuklarına kıyasla aşmaları gereken daha fazla engel oluyor. Temel eğitimin sonunda yapılan yerleştirme sınavları aracığıyla Türkiye’deki sistem bir biçme makinası gibi çalışıyor; akademik başarısı düşük ve yoksul çocuklar meslek liselerinde toplanıyor.

MEB istatistiklerine göre 2012-13 eğitim-öğretim yılında ortaöğretimdeki öğrencilerin neredeyse yarısı (% 47) mesleki ve teknik okullara kayıtlıydı. 2014 LYS sonuçlarına göre fen liselilerin Matematik-Fen puan ortalaması 373, meslek liselilerinki 172 idi. 2012 PISA sonuçlarına bakıldığında da bu eşitsiz durum pekişiyor: ERG’nin Eğitim İzleme Raporu 2013 çalışmasında, meslek liselilerin neredeyse hiçbirinin 5. ve 6. seviyede matematik bilmediği not ediliyor. Genç yetişkinliğe ilerleyen bu kesimin sınıfsal yeniden üretimi, iş piyasasının en düşük gelirli, güvencesiz veya düşük kaliteli işlerine yönlendirilmeleriyle devam ediyor.

Sosyoekonomik Duruma Göre Öğrencilerin Matematik Yeterlik Düzeyleri Arasında Dağılımı, 2012

Meslek lisesi öğrencilerinin akademik performanslarını sadece aileleri üzerinden açıklayamayız. Okul da, kaynakları ve ilişkileriyle öğrenciye aile ve mahallesinde erişemeyeceği imkanlar aktarır. Bu kısa değinide, saha çalışmaları Çetin Çelik tarafından sürdürülen bir araştırmanın bulgularına referansla, Türkiye’de meslek liselerinin, öğrencilerin sosyoekonomik güzergahını nasıl etkilediğine dair bir tartışma önermek istedik. Çelik, İstanbul’da dezavantajlı hanelerin yoğun olduğu bir semtte biri meslek lisesi, biri genel lise olan iki okulda dört yıllık karşılaştırmalı bir çalışma yürütüyor. Her iki okul türünde, 10. sınıfın hemen başında seçilen bir grup öğrenciyi iki yıl takip etti ve “okul fırsat yapısı”’nı mercek altına aldı. “Okul fırsat yapısı” ile kastettiğimiz, öğrencilere başarı için gereken kaynaklara erişimi şekillendiren, okulla bağlantılı yapı ve pratikler. Örneğin okuldaki öğrenci profili, farklı bölüm ve programlara ayırma, öğretmen motivasyonu, akran grup oluşumu, gizli müfredat gibi konular bu fırsat yapısının unsurları.

Meslek liselerinde 9. sınıfta farklı programlara ayrışma okul fırsat yapısının belki de en önemli unsuru. Bu keskin ayrışma öğrencilerin programlar arası arkadaşlık kurmalarını engelliyor, tek bir bölüm içinde sosyalleşmelerine neden oluyor. Uzun vadede bu, öğrencinin sosyal sermaye gelişimini kısıtlıyor. Programlara ayrıştırma eşitsiz toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimini sağlıyor. Örneğin, meslek lisesinde 9. sınıfın sonunda yapılan yerleştirme sınavı puanına göre farklı program türlerine dağıtım yapılması gerekirken, kız öğrencilerin, yüksek notlarına rağmen “kızlar için uygun olan programlara” yönlendirildiği görülüyor.

Diğer taraftan düz lisede programlara ayrışma yok. Öğrenciler seçtikleri derslerin türlerine göre sözel, sayısal, eşit ağırlık ve dil gibi alanlarda gruplanıyor ve son sınıfta bile ders seçimlerini değiştirebiliyorlar. Düz lisedeki öğrenciler hangi derslerin ne amaçla seçilmesi gerektiği hakkında okulun kendilerini yeterince bilgilendirdiğini, yönlendirdiğini düşünüyorlar. Girebilecekleri üniversiteler ve bölümler konusunda meslek liselilerden daha fazla bilgiye sahipler.

Çalışmanın ikinci safhasında aynı öğrencilerle 11. sınıfta görüşüldüğünde, okul fırsat yapısının geçen zaman içinde daha çok içselleştirildiği gözlemleniyor. Örneğin 9. sınıfta ayrıştıkları program türünden memnun olmayanlar program değiştirme umutlarının azalmasıyla özgüven kaybı yaşıyorlar. Okul aidiyetleri zayıflıyor, yabancılaşıyor, okulun faydasızlığını daha çok vurguluyor, seçtikleri programın kendilerine nasıl bir çalışma geleceği hazırladığını bilmiyorlar. Aldıkları mesleki derslerin muhtemel kariyer patikalarıyla bağlantısı olduğuna inanmıyorlar. 11. sınıfta okulu terk eden meslek liseliler bulunup görüşüldüğünde, memnuniyetsizliğin başarıyı azalttığı ve “disiplinsiz” davranışı artırdığı anlaşılıyor.

Etnografik çalışmadan birkaç bulgu daha aktarabiliriz. Meslek lisesi müfredatı daha “militer” değerleri vurguluyor: dakiklik, uysallık, otorite, erkeklik… Meslek lisesinde öğrencilerin kimliklerini turnikede okutarak okula girmesi isteniyor ancak öğrenci sayısının fazla olması bunu engelliyor. Meslek lisesi çok kalabalık olduğu için güvenlik “askeri mükemmellikte” sağlanamıyor. Böyle bir güvenlik yaklaşımı olmayan düz lisede, öğrenciler başarılarını sınav puanları ve müfredat dışı etkinlikleriyle tanımlarken meslek liseliler başarılı olmayı disiplin kurallarına uymakla bağdaştıran bir çerçeveden konuşuyorlar.

Çalışma kapsamında öğrencilerle ilgili disiplin dosyaları incelendiğinde iki okul türü arasındaki fark daha da keskinleşiyor: Meslek lisesi dosyalarında öğretmene saldırma, kadın öğretmeni tehdit, uyuşturucu kullanımı, kız öğrencilere taciz, yaralamayla sonuçlanan kavga gibi olaylar sık görülürken, düz lisedeki olaylar ağırlıklı olarak sigara içme, ders düzenini bozma, uygunsuz okul kıyafeti ile sınırlı.

Düz liselilere kıyasla özellikle erkek meslek liseliler daha agresifler, kızlara nasıl “doğru dürüst kız olmak gerektiği” ile ilgili dersler vermeye daha meraklılar. Erkek ve kadın öğretmenlerle yapılan görüşmeler de, çoğunun eşitsiz toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirici, bu rolleri teşvik edici yatkınlıklara sahip olduğunu gösteriyor. Bu anlamda öğrencilerin davranışları ile gizli müfredat arasında meslek liselerinde çok açık ilişkiler bulunduğunu düşünüyoruz. Diğer yandan meslek liselerindeki bu duruma tepkisel olarak otorite-sevmez bir altkültür de, öğretmenlerin neredeyse “kültürel ırkçı” önyargılarıyla pekişerek, ortaya çıkıyor: Alkol ve sigara (ve bazı durumlarda diğer bağımlılık yaratıcı madde) kullanımı, “okulu kırma” sıklığı ve diğer türlü “sapkın” davranışların meslek liselerinde daha yaygın oluşu, öğrencilerin itildiği sinizmle doğrudan ilişkili. Üniversiteye girme şansları daha yüksek olan düz liselilerde ise karşılaştırmalı olarak okul otoritesiyle daha barışık bir öğrenci kültürü var ve 12. sınıfta üniversite sınavı yaklaştıkça bu kültür sıkılaşıyor.

Üniversiteye hazırlık konusunda da iki okul türünün sunduğu fırsat yapısındaki eşitsizlik göze çarpıyor. Dershaneye giden veya özel ders alan düz liseliler için destek eğitimi ile müfredat arasındaki uyuşma çok daha fazla ve sınavdaki şanslarını artırıyor. Meslek liseliler için ise destek eğitimi çoğunlukla meslek eğitim müfredatından uzaklaşmak demek. Özetle, 9. sınıftaki katı program ayrımı hem onların uyumsuz, “sapkın”, olumsuz önyargılarla işaretlenmiş yatkınlıklara yönelimlerini güçlendirici, hem de istihdama geçiş patikalarında onları düşük gelirli, düşük kaliteli işlere hapsedici bir etkiye sahip. Meslek liselilerin sınıfsal yeniden üretimi bu yüzden çok daha belirgin çalışıyor.

Devam eden bu etnografik çalışmanın bulgularından tartışmasız genellemeler yapmamız mümkün değil elbette. Ancak meslek liselerinin mevcut durumda, ortaöğretim öğrenci nüfusu içinde dışlanmış bir tür “dokunulmazlar” kastının işgücüne arzını sağlayan bir yapısı olduğunu düşünüyoruz. TEOG’un meslek liselerinin profilini yükseltip yükseltemeyeceği tartışması bir tarafa, Türkiye’deki eşitsizlik rejiminin sürdürülmesi açısından meslek liselerinin oluşturduğu “tedrisi enkaz”ın bir işlevi var. Fransız sosyal bilimci Pierre Bourdieu, Jean-Claude Passeron’la birlikte 1970’te yayımladığı, bugün eğitim sosyolojisi alanının klasikleşmiş bir çalışması olan Yeniden Üretim’de bu işlevin bir boyutuna işaret eder: Liyakat görünümlü ortaöğretime giriş, üniversiteye giriş gibi sınavlarla tedrisi sistem içinde daha uzun süre tutulan öğrencilerin sınıfsal elemesi, zamana yayılmış olur ve elemenin eşitsizliği yeniden üretici niteliği gizlenir. Meslek liseleri de, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı ailelerin çocuklarının düşük gelirli, düşük kaliteli istihdama geçişini birkaç yıl daha geciktiren bir “barınak” gibi duruyorlar.

Çetin Çelik, Koç Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü  – ccelik@ku.edu.tr

Emrah Göker, Koç Üniversitesi, Araştırma, Proje Geliştirme ve Teknoloji Transferi Direktörlüğü egoker@ku.edu.tr

Bu blog yazısı ERG’nin görüşlerini yansıtmaz. Sorumluluk blog yazarlarına aittir.