Olimpiyat Oyunları, Spor Eğitimi ve Türkiye

Olimpiyat Oyunları, Spor Eğitimi ve Türkiye

Orhan Gorbon, Gorbon Sports Kurucu ve Yönetici Ortağı

Eğitim Reformu Girişimi olarak “Herkes İçin Kaliteli Eğitim” vizyonumuz doğrultusunda, kaliteli spor eğitiminin çocuğun ve toplumun gelişimi için olmazsa olmaz olduğuna inanıyoruz. Rio 2016 Olimpiyat Oyunları Türkiye’nin gündemindeyken, ülkemizin olimpiyatlardaki durumu ve spor eğitimindeki sorunlar konusunda Gorbon Sports Management International’ın kurucusu ve spor uzmanı Orhan Gorbon’un görüşlerini aldık.


Bir ülkenin olimpiyatlardaki başarısıyla ilgili en önemli gösterge, o ülkenin oyunlara kaç sporcu ile katıldığıdır. Türkiye bu konuda çok geridedir. Ülkemizin bu konuda geride olduğunun iki farklı göstergesi vardır: bunlardan ilki nüfus, diğeri ise ekonomik güçtür.

Son dört yaz olimpiyatına bakarsak, Türkiye’den Atina 2004’e 65, Pekin 2008’e 67, Londra 2012’ye 114 ve Rio 2016’ya 103 sporcu katılmıştır. Sporcu sayısında yükselme görülse de, bu rakam hala çok düşüktür. Kıyaslama yapılırsa, İtalya Pekin 2008’e 344, Danimarka Londra 2012’ye 113, Yunanistan Pekin 2008’e 156 sporcu ile katılmış, Amerika ise 550 sporcu ile gitmiştir. Türkiye’nin nüfus yoğunluğuna göre olimpiyatlara katılımı oldukça azdır.

Madalya sayıları:

ATİNA 2004 :          11

PEKİN 2008 :           7

LONDRA 2012 :      4

RİO 2016 :               8

Nüfusa göre madalya: Danimarka (6 milyon kişi, 9 madalya), Hırvatistan, Yunanistan gibi ülkeler yaklaşık 600.000 – 700.000 kişiye bir madalya kazanırken Türkiye,  12 milyon kişiye bir madalya kazanıyor. Türkiye bu sıralamada toplam 85 ülke arasında 73. sıradadır.

Diğer yandan ekonomik güce göre bakarsak, Türkiye dünyada 17. en büyük GDP’ye sahip iken, bu sıranın madalya sayısına vurulduğunda 65. sıraya indiğini görüyoruz. Macaristan, Türkiye’nin 4’te biri kadar GDP’ye sahip olsa da Türkiye’den 3 kat daha fazla madalya kazanıyor. Türkiye’ye yakın ekonomik büyüklükteki ülkeler, örneğin Hollanda, 44 madalya kazanıyor.

Türkiye her durumda da çok geri durumdadır. Yukarıda belirttiğim gibi, nüfusa ve ekonomik güce göre Türkiye, olimpiyat oyunlarında daha çok göz önünde olmalıdır.

Ülkemizdeki milyonlarca çocuk için spor alanında yakın geleceğin iç açıcı olmadığını söylemeliyim. İstisnalar hariç, önümüzdeki belirli bir süre içinde ay yıldızlı forma taşıyan bir sporcu veya takımın Avrupa Şampiyonu, Dünya Şampiyonu veya Olimpiyat Şampiyonu olma ihtimali çok düşüktür.

Çünkü ülkemizin nüfus ve ekonomik gücüne göre olimpiyatlardaki başarısızlığının arkasında daha temel bir sorun yatıyor: spor düzeninin tamamen etkinliğini yitirmiş olması. Ülkemizde spor alanında devlet ve özel sektör ilişkisi tamamen yanlış bir yöne gitmiş ve ortaya ciddi bir düzensizlik çıkmıştır. Bu düzensizlik, ekonomik güç, sporcuların özverisi ve yeteneklerine rağmen ciddi bir başarısızlığa sebep olmaktadır.

Anadolu topraklarında büyüyen yaklaşık 15 milyon çocuk en verimli çağlarında; öğrenmeye açık olduğu, internet sayesinde yabancı sporcuları örnek aldığı günlerde, ülkemizdeki spor altyapısının acı gerçekleri yüzünden  spor yapamıyor. Biz olimpiyatları seyredip “Ah nerede madalyalar” derken, aslında o çocukları kaybettiğimiz için hayıflanmalıyız. Çocuklarımıza top, kıyafet, saha ve en önemlisi bilgi ve eğitim vermemiz lazım. Bunlar sağlanmadan geçen her gün, 10.000 çocuk spor yapmaktan vazgeçiyor.

Diğer yandan, çocukları eğitmek için öğretmenlere ihtiyacımız var. 1960’lı yıllarda öğretmen eğitimi söz konusu olmuş, Türk gençleri Almanya’ya gidip, örneğin atletizm nasıl öğretilir öğrenmişlerdi. Oysa bu değerli öğretmenler artık yaşlandılar ve yerlerine kendileri kadar bilgili kişiler geçemiyor. Öğretmenlerimiz olmadan çocuklarımıza şampiyon olmayı nasıl öğreteceğiz?

Ülkemizdeki sistemde, eğitmen eğitimi federasyonların sorumluluğu ve finansmanında. Bir spor dalında eğitmenlerin ne kadar ehil olması gerektiğine ve eğitmen eğitimine ne kadar bütçe ayrılacağına ilgili spor dalının federasyon yönetimi karar veriyor. Ve federasyonların kısıtlı bütçeleri içinde bu kalem maalesef yeterli ilgi görmüyor. Eğitmen eğitimi olmadan, bir ebeveynin çocuğunu emanet ettiği eğitmenle sohbetinden sonra “Bu öğretmen çocuğuma global bir vizyon ve eğitim verecek” deme ihtimali de azalıyor. Birçok anne ve baba, bu yüzden çocuğunu spora göndermiyor.

Bu konuda içimizi titretecek, üzücü tespitler çok ama umutsuzluğa kapılmamalıyız. Yapmamız gereken, sadece yeni bir bakış açısı edinmek: spor, örneğin güneş enerjisi gibi, alternatif bir konu değildir! Spor, su içmek kadar temel bir ihtiyaçtır. Spor eğitimi, matematik eğitimi kadar önemlidir. Çocuklarımızı spordan mahrum bırakmak bunlardan mahrum bırakmakla eş değerdir.

Sporun temel değerlerinin yanı sıra, spor sayesinde çocuklar dünyayı gezme şansı yakalarlar. Yaşıtları ile sosyalleşir, yarışır ve başarısız olduğunda tebrik etmeyi öğrenirler. Uluslararası arkadaşlıklar geliştirirler.

Şayet başarılı olup kürsüye çıkarlarsa bu başarı, sporcuların ailesi, dostları, sınıf arkadaşları, rakipleri, onlardan daha genç sporcular ve emekli sporculara da yayılır. Etkinliklerin büyüklüğüne göre etkilenen insan grubu da büyür. Bugün olimpiyat madalyası kazanan bir Amerikalı atleti, tüm dünyada yaklaşık 10 milyon genç sporcu kendine örnek alır.

Çocuklarımız için küçücük bir dönüşüm yaratacaksak, onların sporun sunduğu bu fırsatlara sahip olmasını sağlayalım. Bu şansı çocuklarımıza verirsek, diğer 10 milyon çocuk da peşinden çığ gibi gelecek, sporcu kitlesi büyüyecek, ülkemizde spor kültürü gelişecektir… Çocuklarımızın geleceği için acele etmeliyiz!

(2016 Rio Olimpiyat Oyunları esnasında yazılmıştır)

Bu blog yazısı ERG’nin görüşlerini yansıtmaz. Sorumluluk blog yazarlarına aittir.