Okula Nasıl Dönüyoruz?

Okula Nasıl Dönüyoruz?

2021-22 eğitim-öğretim yılı 6 Eylül’de başlıyor. 1,5 yıl sonra okullarda haftada 5 gün yüz yüze eğitim yeniden başlarken eğitimin gündeminde ne var, ne olmalı?  

Özgenur Korlu – ERG Araştırmacısı
Umay Aktaş Salman – ERG Araştırmacısı

Salgınla geçen bir buçuk yıl, uzaktan eğitimin okulun alternatifi olmadığını gösterdi. UNICEF verilerine göre, dünya genelinde yükseköğretim öncesi kademelerde yaklaşık 214 milyon öğrenci normal şartlarda alacakları yüz yüze eğitim süresinin neredeyse yüzde 75’inden mahrum kaldı, 100 milyonu aşkın öğretmen ve okul personeli salgından etkilendi. Farklı ülkelerde yapılan araştırmalar, salgın döneminde öğrencilerin temel akademik becerilerinde kayıplar yaşandığını gösteriyor. Bunun yanı sıra salgın, okulların bir eğitim mekânından fazlasını olduğunu hepimize bir kez daha kanıtladı. Salgın sürecinde çocukların koruma, beslenme, psikolojik destek, sağlık takibi, oyun, akran öğrenmesi, toplumsal yaşama hazırlık gibi okulda karşılanabilecek pek çok kritik ihtiyacı için okul dışında sürdürülebilir uygulamalar üretilemedi. 6 Eylül 2021’de okula döndükten sonra okulların açık kalmasını sağlamak oldukça önemli.

Belirsizliklere, salgın öncesinden beri devam eden ihtiyaçlara ve salgının eğitim ekosistemi üzerindeki olumsuz etkilerine karşın eğitim paydaşlarının okullarda yeniden bir araya gelmesinden heyecan duymamak mümkün değil. Eğitim tek başına tüm krizlerin çözümü olmasa da eğitim önceliklendirilmeden hiçbir kriz çözülemez. Yaşanan ve ileride yaşanması muhtemel olan krizleri de göz önünde bulundurarak eğitim ve okul daha fazla gündemde olmalı ve ihtiyaçların karşılanması için bir an önce harekete geçilmeli. Bunun ilk adımı mevcut duruma bakmaktan, eğitimin salgın öncesindeki ihtiyaçlarını ve salgının bu ihtiyaçları nasıl etkilediğini hatırlamaktan geçiyor. Salgın öncesindeki ihtiyaçlar, salgın döneminde oluşan yenileriyle birlikte 2021-22 eğitim yılında yeniden önümüzde. Bu ihtiyaçların, çocuğun iyi olma hâli merkeze alınarak, bir an önce karşılanması için kamu politikalarının eğitimi önceliklendirmesi gerekiyor. 

Eğitimin dışına itilen çocuklar okula dönmeli

Salgın başlayana kadar tüm kademelerde okullulaşma oranlarında artış görülüyordu. Buna karşın, yaşa göre okulluşma oranlarına bakıldığında 15 yaştan sonra okullulaşma oranı yüzde 90’ın altındaydı. 2019 verilerine göre, okul çağındaki (6-17 yaş) yaklaşık 731 bin 435 çocuk eğitimin dışında. Bölgeler ve iller arasında eğitime erişimde eşitsizlikler salgın öncesinde de sürüyordu.

Uzaktan eğitime geçilmesiyle birlikte var olan eğitime erişim sorunları arttı. Salgın öncesinde yüz yüze eğitime erişemeyen çocuklara internet, bilgisayar, tablet, televizyon gibi araçları ya da elverişli bir ev ortamları olmadığı için uzaktan eğitime erişemeyen yeni çocuklar eklendi. Mevsimlik gezici tarım işçisi ailelerin çocukları, mülteci çocuklar, yoksul çocuklar, Roman çocuklar, kız çocuklar, özel gereksinimli çocuklar salgından daha çok etkilenen kırılgan gruplardan bazıları. Bu gruplardaki çocukların okullar açıldığında eğitime devam etmeme riskleri de diğerlerinden daha fazla. Kırılganlığı yüksek birey ve gruplar için salgının kesişimsel etkileri de çok daha şiddetli. Okul dışına itilen tüm çocuklar için okula dönüş takip sisteminin oluşturulması ve çocukların okula dönmesinin sağlanması çok önemli. 

Telafi eğitiminde çocuğun iyi olma hali merkeze alınmalı 

Salgın öncesinde yapılan ulusal ve uluslararası değerlendirmeler, pek çok öğrencinin temel yeterliliklere sahip olmadığını gösteriyordu. PISA 2018’e Türkiye’den katılan 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 26,1’i okuma alanında temel yeterliliklere sahip değil. Hem ulusal hem de uluslararası değerlendirmelerde öğrencilerin en başarısız olduğu ders ise matematik. Akademik yeterlilikler bakımından da bölgeler arasında farklar yüksek. 

Türkiye’de henüz salgından kaynaklanan öğrenme kaybına ilişkin kamuoyuyla paylaşılan kapsamlı bir araştırma bulunmuyor. Salgın döneminde sınıf içi ölçme değerlendirme uygulamalarının da sınırlı olmasına karşın, yönetmelik değişiklikleriyle belirtilen istisnai durumlar dışında, 6 Eylül 2021’de öğrencilerin büyük çoğunluğu, sınıf tekrarı yapmadan bir üst sınıfta eğitime başlayacak. Salgın başladığında 1. sınıfta olan öğrenciler, bu yıl 3. sınıf, 9. sınıfta olanlar ise 11. sınıfta. Nitelikli bir telafi eğitimi için ilk adım mevcut durumun tüm boyutlarıyla analiz edilmesi olmalı. Telafi eğitimleri düşünülürken çocukların salgın dönemindeki kayıplarının akademik becerilerle sınırlı olmadığı unutulmamalı. Evde kapalı kalınan sürenin uzunluğu, fiziksel aktivitelerinin sınırlanması, akranlarıyla etkileşimlerinin azalması ve ekranda geçirilen sürenin uzaması çocukların fiziksel iyi olma hâlinden sosyal duygusal iyi olma hâline kadar onları pek çok açıdan olumsuz etkiledi. Salgının yanı sıra iklim ve biyolojik çeşitlilik krizleri kaynaklı sorunlar çocukların endişe ve stres düzeyinin artmasına neden oldu

Hem akademik beceriler hem de çocuğun iyi olma hali için dikkat çekilmesi gereken bir kademe de erken çocukluk eğitimi. UNESCO, dünya genelinde salgından en çok etkilenen kademenin erken çocukluk eğitimi olduğunu belirtiyor. Türkiye’de okulöncesi eğitim kurumları diğer kademelere oranla daha uzun süre açık kaldı. Buna karşın, 2021 itibarıyla Türkiye’de erken çocukluk eğitimi hala zorunlu eğitim kapsamında değil. Salgın nedeniyle daha fazla çocuk okulöncesi eğitim almadan 1. sınıfa başlamış ve/ya başlayacak olabilir. Bu da telafi programları tasarlanırken dikkate alınması gereken ihtiyaçlardan biridir. Okula dönüşte tüm çocukların nitelikli telafi programlarından yararlanması, psikolojik sağlamlıklarının güçlenmesi için programlar geliştirilmesi ve bu programların çocukların farklı ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tasarlanması gerekiyor. 

Okullar arasındaki imkân farklılıkları giderilmeli

Salgın öncesinde eğitim gündeminde sıkça yer alan, üst politika belgelerinde dile getirilen sorunlardan biri de okullar arasındaki başarı ve imkân farklılıklarıydı. Fırsat eşitsizliği Türkiye’de sadece bölgeler arasında değil, aynı ildeki hatta aynı ilçedeki okullar arasında da yaşanıyor. Sınıf mevcudu, öğretmen kadrosu, fiziksel ve çevresel koşullar açısından okullar arasında farklılıklar var. Uzaktan eğitimle birlikte okullardaki bu farklılıkların yerine evler arasındaki imkân farklılıkları ön plana çıktı. Ancak okula dönüldüğünde okulların derslik sayısı, ikili ya da tam gün eğitim yapma durumu ve sınıf mevcudu gibi faktörler alınacak önlemleri ve mesafe kurallarını dolayısıyla okulların açık kalabilme durumlarını da etkileyecek.

Özellikle ilkokul ve ortaokulda ikili eğitimdeki öğrenci oranı hala yüksek: İlkokulda yüzde 36,8, ortaokulda yüzde 28,5. Seyreltilmiş yüz yüze eğitim uygulaması sırasında okulun derslik sayısı ve sınıf mevcudunun uygulamaları değiştirebildiği görüldü. Seyreltilmiş yüz yüze eğitimde öğrenci mevcudu az olan sınıflarda öğrenciler iki gruba bölünmüyor, tüm sınıf haftanın iki günü birlikte eğitim görebiliyordu. İkili eğitim yapan okullardan bazıları, hizmetli eksiği de varsa, sabahçı öğrenciler çıktıktan sonra okulu ve sınıfları temizleyip, havalandırmak konusunda daha fazla zorlandı. Okullar açıldığında bu sorunların yaşanmaması ve tüm okulların açık kalabilmesi için okullara ayrılan ayni ve maddi kaynakların artırılması, dezavantajlı okulların desteklenmesi gerekiyor. 

Öğretmenin eğitim sistemindeki kilit rolü hatırlandı

Salgın eğitimin içeriğinden eğitim ortamlarına kadar pek çok şeyin sorgulanmasına neden olurken, salgınla birlikte öğretmenlerin eğitimdeki rolünün ve etkisinin önemi kuvvetli bir şekilde hatırlandı. Salgınla, öğretmenin dönüştürücü gücünün yanı sıra öğretmenlerin mesleki öğrenme deneyimini yönlendirmek, mesleki kimliğini biçimlendirmek, dayanışmayla kendisinin ve meslektaşlarının öğrenmesine katkıda bulunmak için eyleme geçmesinin yani “özne” olmasının önemi de daha belirgin bir hale geldi.

Öte yandan öğretmenler, uzaktan eğitim sürecinden, psikososyal destek ve dijital okuryazarlık ihtiyacı, öğrencilere ulaşabilmek, canlı dersleri yürütebilmek başta olmak üzere çok çeşitli açılardan etkilendiler. Salgın sürecinin etkileri tüm öğretmenler için aynı olmadı. Okullarındaki öğrencilerin dijital araç gereçlere ulaşım düzeyleri, dijital araç gereçlere yönelik yeterlikleri, uzaktan eğitim için gerekli olan teknopedagojik alan bilgilerinin farklılıkları, kendilerinin ve öğrencilerinin yaşam koşulları ve kendilerine sağlanan destek mekanizmaları öğretmenlerin bu süreçteki deneyimlerini derinden etkiledi. Okula dönüşte de öğretmenlerden, öğrenme ortamlarının güvenli olması, telafi eğitimi sürecinin tüm öğrencileri kapsaması, psikososyal destek programlarının hayata geçirilmesi gibi pek çok çalışmayı yürütmeleri bekleniyor. Bu süreçte öğretmenlerin de psikolojik ve sosyal-duygusal iyi olma hâline önem verilmesi, öğretmenlerin yeni çalışma koşullarına uyum sağlayabilmeleri için desteklenmeleri gerekiyor.

Salgın öncesinde Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılmasına dair beklentiler artmıştı. Öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin görevleri, yetiştirilmeleri, istihdamları, özlük hakları, sorumlulukları, hakları, çalışma koşulları gibi konuları bütüncül bir biçimde düzenleyecek kanunun çıkarılması üst politika belgelerinde hedef olarak yer aldı. Ağustos 2021 itibarıyla kamuoyuyla paylaşılan bir kanun taslağı bulunmuyor.

Krizler karşısında sürdürülebilir çözümler geliştirmenin yolu eğitimden geçiyor 

Bu yazı boyunca daha önce üst politika belgelerinde sıkça dile getirilmiş bazı konulara ve salgının bunları nasıl etkilediğine yer vermeye çalıştık. Pek çok sorunun çözümü okulların karşı karşıya kalınan krizlerin bilinmesine ve bu krizlere dayanıklı hale getirilmesine dayanıyor. Yereldeki ihtiyaçlar ve imkânları dikkate alarak, yereldeki toplulukların sürece katılımı sağlanarak ve ulusal düzeyde eğitime ayrılan kaynakları bu amaçla kullanılmak üzere artırarak bu hedef başarılabilir. Her ne kadar toplumun farklı kesimleri eğitimin çok önemli olduğu konusunda hemfikir olsa da bu ilgi ve ortaklığın eyleme taşındığını söylemek zor.  Tüm çocukların eğitim hakkının, kriz dönemleri dahil her koşulda korunması gerekiyor. Bu da, kriz dönemlerinde eğitim politikalarına daha çok öncelik verilmesini gerektiriyor. Yazının başında da ifade ettiğimiz gibi eğitim tek başına tüm krizleri çözemez. Ancak, eğitimi önceliklendirmeden hiçbir krizi çözmek mümkün değil. Eğitim, yaşanan sorunlara sürdürülebilir çözümler üretilmesini sağlayabilir.