Medeniyetler Diyaloğu’nun Eğitim Ayağı İstanbul’daydı

Medeniyetler Diyaloğu’nun Eğitim Ayağı İstanbul’daydı

Hürriyet, Gila Benmayor

Güler: Türkiye enerji modelini geliştiriyor

GEÇEN salı günkü “Hilmi Güler bilim adamlarına kulak verirse elektrik faturamız düşer” yazım üzerine Enerji Bakanımız aradı.

TÜBİTAK’ın eski bir üyesi olarak bilim adamlarıyla diyaloğa önem verdiğini söyledi.

Dr. Gürkan Kumbaroğlu’na dayanarak “enerji-ekonomi denklemini hesaplama modeli” diye tarif etmeye çalıştığım 40 yıllık “enerji modeli”nin eskimiş olduğu görüşüne itiraz ediyor.

Modelin yazılımının güncelleştirilmiş olduğunu anlatıyor.

Ancak mesele yazılımın güncelleştirilmesi değil.

Kumbaroğlu’nun dışında da görüşlerine başvurduğum uzmanların da söyledikleri gibi mesele uyguladığımız “enerji modelinin” günümüze artık uymaması.

Hatta görüşünü aldığım uzmanlardan biri bu model için “Nuh nebiden kalma” sözünü bile kullanıyor.

Zaten Hilmi Güler ile konuşmamız ilerledikçe, bakanın kendisi Türkiye’nin “enerji modelini” geliştirmek için çaba harcadığını söylüyor.

Enerji Bakanlığı’nın bu çabaları iki yönde.

Bir yanda, Uluslararası Enerji Ajansı’nın desteğiyle bir model geliştirme çalışmaları var.

Diğer yanda Hacettepe Üniversitesi’nin işbirliğiyle bu konuda çalışmalar yapılıyor.

ENERJİ AJANSI YOL GÖSTERİYOR

Hilmi Güler’in böyle bir müjde vermesi sevindirici.

Zira dün konuştuğum Uluslararası Enerji Ajansı’nın baş ekonomisti Fatih Birol’un söylediği gibi, Türkiye enerji talebi hızla gelişen bir ülke.

Üstelik kendi kaynakları kısıtlı olduğundan dışarıya bağımlı.

Dolayısıyla son derece “sofistike” bir “enerji modeline” ihtiyacı var.

Talep, arz, yatırım ve çevre projeksiyonlarını bir arada sağlayacak bir model.

Fatih Birol’un verdiği bilgiye göre, Avrupa Birliği, Japonya, Uluslararası Enerji Ajansı’nın “enerji modelini” uyguluyor.

Enerji konusunda bizim durumumuzda olan Güney Korelilere de ajans yol gösteriyor.

Birol “Enerjinin geleceğini bilmiyoruz. Karanlıkta yol alıyoruz. Biz modellerimizle ülke yönetimlerine bir el feneri veriyoruz” diyor.

Bizim de artık bir “el fenerine” ihtiyacımız var.

MEDENİYETLER DİYALOĞU’NUN EĞİTİM AYAĞI İSTANBUL’DAYDI

QUANDT, ünlü araba markası BMW’yi de bünyesinde barındıran Almanların ünlü sanayici ailesi.

Sanayide kökleri 18. yüzyıla kadar uzanan Quandt ailesi 2. Dünya Savaşı’nda Nazi iktidarının yanında yer almış.

Fabrikalarında, toplama kamplarından getirttiği kadın işçiler çalıştırmış.

Anlayacağınız hayli “yüz kızartıcı” bir geçmişe sahip.

Aile fertlerinden Herbert Quandt’ın 70. doğum gününde kurduğu “Herbert Quandt Vakfı”, bu karanlık geçmişe yol açan nedenleri sorgulayan bir vakıf.

En önem verdiği konu da kültürlerarası diyalog.

Vakıf yetkilileri geçenlerde İstanbul’daydı.

Ziyaretin amacı, Sabancı Üniversitesi’nin bünyesindeki Eğitim Reformu Girişimi’yle birlikte Almanya’dan ve Türkiye’den bir grup öğretmeni buluşturmaktı.

Neden böyle bir buluşma?

Zira Türkiye ve Almanya karşılıklı eğitim sistemlerini tanımak zorunda.

Özellikle de Türk öğrencileri konusunda önyargılı olan Alman eğitimciler.

Almanya’dan Türkiye’ye gelen eğitimciler arasında 2’si Türk.

Bunlardan biriyle, Wiesbaden’de Fransızca ve tarih öğretmenliği yapan Nurgül Altuntaş ile konuşuyoruz.

Altuntaş, Alman öğretmenlerin nasıl önyargılı olduklarını anlatıyor.

“Annenin çalışmadığı, beş, altı çocuklu bir aileden gelen Türk öğrenciyle sağlıklı bir diyalog kuramıyor” diyor.

İki tarafın öğretmenleri buluşuyor, konuşuyor.

Amaç değişik kültürlerden gelen genç neslin eğitimcilerin yol göstermesiyle, diyalog kurmasını öğrenmesi.