Kızların Sesini Duyurabileceğimiz Bir Gün: Dünya Kız Çocukları Günü

Kızların Sesini Duyurabileceğimiz Bir Gün: Dünya Kız Çocukları Günü

Ayşegül Taşıtman, ERG Araştırma Asistanı

2012 yılında Türkiye’nin de aralarında olduğu Peru ve Kanada gibi ülkeler tarafından yapılan girişimler sonucunda, kız çocuklarına yönelik her türden ayrımcılığın önlenmesi ve kız çocukların insana yakışır şekilde eşit bir yaşam sürmelerine olanak sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü olarak ilan edildi.

Türkiye, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni (CEDAW), Pekin Deklerasyonu ve Eylem Planı’nı, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış ve eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik önlemler almayı taahhüt etmiştir. Bu çerçevede, eğitimin tüm kademelerinde toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliği ortadan kaldırmak için kız çocukların eğitime erişimini sağlamak, eğitimine daha çok kaynak ayırmak, cinsiyete bağlı meslekleşmeye karşı önlemler almak gibi ayrımcılığı önleyecek politikaların geliştirilmesinin hedeflenmiş olması beklenmektedir. Bu kapsamda, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği açısından önemli adımlar atılmaya başlanmış, çeşitli projeler geliştirilmiştir. Ancak eğitim politikaları, toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde yeniden yapılandırılmadığı sürece atılan adımlar tek başına yeterli olmayacaktır. Bu nedenle, Dünya Kız Çocukları Günü’nün, Türkiye’nin de girişimiyle ilan edilen bir gün olması toplumsal cinsiyet eşitliği açısından ülkedeki genel tabloya bakıldığında önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

11 Ekim için yapılan tüm tanımlamalarda “kız çocukların” eşit bir yaşam sürebilmesine vurgu yapılıyor. Peki, eşit bir  yaşamın tarifini nasıl yapıyoruz? Eğitime erişim düzeyinde bir eşitlikten mi bahsediyoruz? Bu yazıda, konuyla ilgili olarak öğretmen eğitimleri üzerine çalışan akademisyenlerden, uzmanlardan ve bazı kadın örgütlerinden görüşlere yer verdik. Her biri farklı noktalara temas etmiş olsa da, üzerinde hemfikir olunan nokta kız çocukların eğitim hakkı. Bakalım yazarlarımız Dünya Kız Çocukları Günü’yle ilgili neler söylemiş?

“Yıllarını çocukların demokratik katılımına vermiş olan Amerikalı araştırmacı Roger Hart, dünyanın dört bir tarafında yaptığı gözlemlere ve araştırmalara dayanarak, çocukların katılımının (gerçek katılımının) önünde zaten engeller olduğunu ama kız çocukların katılımının önünde çok özel engeller olduğunu dile getiriyor. Hart’a göre, katılım olanağı yani özerklik ve karar verme becerisi geliştirme olanağı sağlayan etkinliklerde bulunabilmek, bir anlamda siyasal bilinç geliştirmek, siyasal güce sahip olmaktır. Toplumsallaşma sürecinde, bu güce gerek duymadıkları varsayılan, duymaları beklenmeyen ve hatta istenmeyen kesim olan kızlar, katılım olanağından yoksun bırakılmakta, bu bilinci geliştirememekte, bu güce sahip olamamaktadır. Totolojiye bakınız! Oysa, çocuk, sesini duyurma olanağı bulduğunda, bunun hem hakkı ve hem de kendisinden beklenilen olduğunu fark ettiğinde, kendini daha güçlü, daha yapabilir-edebilir birisi olarak görecektir. O halde, temelinde insanın kendisini kabulüne, sağlam bir ben algısı geliştirmesine, gönderme yapan Dünya Kız Çocukları Günü’nün teması, tam da uygundur, tam da olması gerekendir: Güçlü Kızlar, Güçlü Yarınlar… Kız çocukların okula erişimlerini, okulda kalmalarını desteklemek için nice proje geliştirildi ülkemizde. Birçoğunun içinde, şu ya da bu biçimde, yer aldım ben. Hepsi de iyi oldu, iyi ki oldu. Yapacak daha çok iş olduğu bir yana, işin düzgün yapılması, göstermelik ve slogan düzeyi dışında, layıkıyla yapılması da gerek. Güçlü kızlar yetiştirmenin ne demek olduğu, neleri beraberinde getirdiği dikkatle, incelikleriyle saptanmalı, “mış” gibi yapmayarak uygulamaya konulmalı.”

Prof. Dr. İpek Gürkaynak – ERG Yönetim Kurulu Üyesi

Güçlü kızlar yetiştirmek önemli peki, kız çocuklarının okula gitmeleri ne kadar önemli? Kız çocuklarının okula erişimi için neden bu kadar ısrarcıyız?

“‘Kız’ ya da ‘oğlan’, her çocuğun eğitime erişimi ve devamlılığını sağlayacak şekilde erişimin koşullarının iyileştirilmesi çok önemli. Neden mi ‘eğitim şart’? Hem şu an sahip oldukları hem de ileride sahip olacakları yapabilirlikleri oluşturabilmeleri ve geliştirebilmeleri; yaşamda seçeneklerini gerçek anlamda çoğaltarak, gerçekten farklı tercihler arasından seçim yapma imkânına sahip olabilmeleri; tüm çocukların insan onuruna yakışır bir yaşama sahip olabilmeleri; doğdukları ülkenin, kentin, köyün, ailenin şartlarının ötesine geçebilmeleri, kısır döngüyü kırabilmeleri için eğitim şart.”

Peki, neden kız çocuklarına ayrı vurgu yapıyoruz?

“Çünkü toplumsal cinsiyet günlük hayatımızın çok önemli parçası ve çoğu zaman yarattığı görünmez yükler ile kız çocuklarının eğitime erişiminde, devamlılığında, katılımında ve başarısında önemli bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Dezavantajlı bu konumu değiştirebilmek için öncelikle resmin doğru çekilmesi çok önemli yani toplumsal hayatımızın kurgusu içinde, toplumda ve ailelerin içinde ‘kadınların’ ve dolayısıyla ‘erkeklerin’ rolleri konusunda dürüstçe yüzleşebilmeliyiz. Toplumda kız çocukların eğitimi önündeki engeller, yaygın kabul görmüş değerlerle, toplumsal cinsiyet rolleri ile şekillenmekte. Aile içindeki bakım (bebek, çocuk, yaşlı bakımı) ve ev işleri (temizlik, yemek) ‘iş’, ‘emek’ olarak görülmediği müddetçe, toplumda bu alanda duyulan ihtiyaç görünmez kılındığı ölçüde daimi ve kalıcı çözüm getirmek çok zor. Özellikle eğitimin kendisinin toplumsal cinsiyete duyarlı bir şekilde hem içerik hem de uygulama açısından düzenlenmesi gerekli. Hem bugün hem de yarınlar için çoğu ‘kadın’ öğretmenlerimiz, çoğu ‘erkek’ müdürlerimiz kendilerinden başlamak üzere toplumsal rollerini sorgulayan bir eğitim modelini sınıflarında, okullarında uygulamaya başlarsa bu çok önemli bir adım olur. Kız ya da oğlan her bir çocuğun eşit haklara ve imkanlara sahip olmasının hepimiz tarafından içtenlikle sahiplenilecek bir değer olması için çaba sarf etmeliyiz. Bu da öncelikle hepimizin kendi evinde, kendi ailesinde var olan toplumsal cinsiyet rolleri ile kız çocuğumuz ve oğlan çocuğumuz için kurguladığımız gelecek hayalleriyle yüzleşmeyi zorunlu kılıyor.”

Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci, İstanbul Bilgi Üniversitesi

O halde öğretmenlerin ve idarecilerin, toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemesi eğitimin nitelik ve eşitlik sorunun önündeki engellerin kalkması için önemli bir adım olabilir. Bu nedenle, eşitlikçi ve içermeci bir eğitim sistemi için eğitimin tüm kademelerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin içselleştirilmesi önemlidir.

“Koordinatörü olduğum Mor Sertifika Programı kapsamında 2006 yılından beri Türkiye’nin 17 farklı ilinde lise öğretmenleri ile birlikte sınıflarda, okullarda, eğitim materyallerinde ve sisteminde toplumsal cinsiyet farkındalığını ve eşitliğini yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Yaptığımız çalışmalarda toplumsal cinsiyet kavramı üzerine konuşmak hiçbir zaman kolay olmadı; kadınlara ve erkeklere dair kalıp yargıları tartışırken her zaman direnç noktaları ile karşılaştık. Bu direnç noktalarını aşmak için “itiraz edilemez”, genel kabul görmüş başlıklardan tartışmaya ve düşünmeye başladık; kız çocuklarının eğitime erişimi ve eğitimin önemi de bu başlıklardan biriydi. OECD 2014 verilerine göre  15-19 yaş aralığındaki kız çocuklarının % 28,2’si ne eğitimlerine devam etmekte ne de çalışmaktadır. Bu oran, aynı yaş grubundaki erkek çocuklar için ise % 16,5’tir.  Maalesef yıllar içerisinde anlamlı bir iyileşme göstermeyen bu istatistik ile söze başlamak, eşitsizliği konuşmak için her zaman iyi bir başlangıç noktası oldu. Bir bireyin sırf “kadın” olduğu için eğitimden, istihdamdan ve kamusal yaşamdan mahrum bırakılması kimse için kabul edilebilir değildi. Mor Sertifikalı öğretmenler yıllar içerisinde bize benzer farkındalık öyküleri anlattılar, çoğunun vurguladığı kız çocuklarının eğitime katılımında oynadıkları rolün önemiydi. Öğretmenler gerek yükseköğrenime devam etme kararında gerekse meslek seçiminde öğrencilerinin hayallerini hayata geçirmede rollerinin öneminin altını çizdiler. Ben de öğretmenlerin belirttiği gibi kız çocuklarının eğitime erişiminin önemini toplumsal cinsiyet eşitliğini yaygınlaştırma yolunda attığım her adımda görüyor ve öğretmenlerin bu konudaki çaba ve çalışmaları ile daha eşit bir eğitim sistemi ve dünyaya sahip olacağımızı umuyorum.”

Olcay Özer, Sabancı Üniversitesi Mor Sertifika Programı Koordinatörü

Paylaşılan görüşlerden de anlaşılacağı üzere eğitim alanında çalışan uzmanlar kız çocukların eğitime erişimlerinin neden önemli olduğunu, öğretim programlarının toplumsal cinsiyet eşitliğini dikkate alan bir yaklaşımla yeniden hazırlanması gerektiğini vurguluyorlar. Ayrıca, öğretmenlerin ve idarecilerin, toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemesinin eğitimin nitelik ve eşitlik sorunun önündeki engellerin kalkması için son derece önemli olduğunu belirtiyorlar.

Peki, kadın örgütleri kız çocukların eğitime erişimine nasıl bakıyor? Kız çocukları eğitime erişemiyorsa bu bir insan hakları ihlali midir? Ya da mezun olan bir kadın nitelikli bir işte istihdam edebiliyor mu? Bunun eğitimle nasıl bir ilişkisi var? Mevsimlik tarım işçiliği kız çocuklarını nasıl etkiliyor?  Ailesinde şiddet gören bir kız çocuğun okulla ilişkisi nasıl? Aşağıdaki bölümde, kız çocukların eşit bir yaşam sürebilmesi için kadın hakları alanında mücadele yürüten kadın ögütlerinin, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’yle ilgili görüşlerine yer vermeye çalıştık. Bakalım kadın örgütleri eşit bir yaşam tarifi yaparken hangi sorun alanlarına vurgu yapmışlar?

Kadının İnsan Hakları ve Yeni Çözümler Derneği: “Kadınların ve kız çocukların hakları insan haklarıdır. Bu haklar ulusal ve uluslararası düzeyde garanti altına alınmıştır. Erişilebilir, kaliteli ve eşitliğe dayalı eğitim hakkı, kız çocukları için temel bir insan hakkıdır. Bu nedenle  erken yaşta ve zorla evlendirmelere bağlı olarak kız çocuklarının bu haktan mahrum edilmesi bir insan hakları ihlalidir. Biz, eğitim hakkına erişim kadar, toplumsal cinsiyete duyarlı bir müfredat ile sunulan kaliteli eğitimi de oldukça önemli buluyoruz. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılığın ve insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için eğitimin içeriğinin cinsiyetçi ifade ve kalıplardan arındırılmasını ve ilköğretim düzeyinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin yanı sıra cinsel ve üreme sağlığı konularının da eğitimin bir parçası olmasını ümit ediyoruz.”

Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi: “Türkiye’de kadın istihdamının düşüklüğü bilinen bir gerçek. Kadınlar yoğun olarak kayıt dışı ve güvencesiz işlerde çalışıyor, esnek çalışmaları teşvik ediliyor. Mesleki eğitimler veren kurumların kadınların istihdama katılması için yürüttüğü programlardaise kadınların genel olarak ‘vasıfsız’ ya da ‘kadın işi’ olarak nitelenen işlere yönlendirildiğini biliyoruz. Politika yapıcılar ve uygulayıcılar bunun sebebini  kadınların eğitim seviyelerinin düşük olması ya da başka işlerde çalışmak istememeleri ile açıklıyor. Bu anlamda, kız çocukların okula devam etmesi çok önemli bir konu olarak karşımızda duruyor. Öte yandan, Türkiye’de büyük bir problem alanı olarak duran mevsimlik tarım işçiliği ve çocuk işçiliği, çocukların okula devam etmesinde engel teşkil edebiliyor. Ayrıca, kız çocukları eğitimlerine devam etse de mezun olduklarında yine ‘kadın işi’ olarak görülen alanlara yönlendiriliyor. Bunun yanında, kadınların üstünde olan bakım sorumluluğu erkekler ve devlet tarafından paylaşılmadığından, kadınlar işgücü piyasasında çok uzun süre kalamıyor, cinsiyet temelli ayrımcılıklarla karşılaşıyorlar. Tüm bu sebeplerle, kız çocukların okula devam etmesi mezun olunca iş bulmaları açısından çok önemli olsa da, eğitimin ve staj olanaklarının da nitelik ve içerik bakımından toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak şekilde düzenlenmesi de bir o kadar elzem görünüyor.”

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı: “Feminist bir slogan olan “aile dışında hayat var”, kadınlar gibi çocukların da aile içinde eşitsizliğe, şiddete, ihmale maruz bırakıldığına işaret eder. Bu açıdan baktığımızda çocuklar için okul, aile dışındaki yaşam alanlarından biridir. Kız çocukların her çocuk gibi eğitim olanaklarından yararlanma, sosyal ve kültürel etkileşimde bulunma, korunma, desteklenme ve gelecekte kullanabileceği bilgi ve deneyime sahip olma hakkı vardır. Diğer yandan ataerkil sistem sadece aile içi ilişkilerde değil, okul, çeşitli eğitim kurumları, devlet kurumları, kamusal alanlar gibi zeminlerde de kendini yeniden üretir. Dolayısıyla okul, kız çocuğunu ailenin kalın ve dokunulmaz duvarlarını çatlatmak için önemli bir araç olmakla birlikte duvarın tekrar örülmemesi için cinsiyet eşitliğine dayalı, kadın ve kız çocukların güçlenebileceği eğitim politikalarını “kadınlar ve kız çocuklarıyla” birlikte geliştirmek için değerlidir.”

Kız çocukların eşit olarak eğitim hakkından yararlanması yasalar tarafından destekleniyor. Son on yılda da kız çocukların okullulaşma oranlarının önemli ölçüde yükseldiğini görüyoruz. Ancak, yasalarla elde edilen kazanımların toplumsal bir dönüşüm sağlayabilmesi için eğitime eşit erişimin dışında eğitimcilerin ve öğretim programlarının toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemesi gerekiyor. Bu konu üzerine daha çok düşünmeye ve birlikte tartışmaya ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

Bu blog yazısı ERG’nin görüşlerini yansıtmaz. Sorumluluk blog yazarına aittir.