Kesintili Eğitim: Şura’dan Kanun Teklifine

Kesintili Eğitim: Şura’dan Kanun Teklifine

Aytuğ Şaşmaz, ERG Proje Uzmanı
 
Zorunlu eğitimin kesintili hale getirilmesi için Milli Eğitim Şurası kararlarının temel alındığı belirtiliyor. Ancak Şura, eğitim sistemimizde tarihsel bir sembolik öneme sahip ve eğitim yönetişiminde katılımcılığın sağlanması için önemli bir kurumsal düzenleme olsa da, bu türden ciddi kararların alınması için doğru çalışma yöntemlerine sahip değil. Ayrıca 18. Şura’nın kompozisyonu, Şura’nın toplanmasından 6 ay önce çok ciddi bir değişikliğe uğratılmıştı.

Türkiye’de eğitim alanında çalışan birçok kişinin beklemediği bir haber, 5 Ocak 2012 tarihli Zaman gazetesinde manşetten verildi. “Mecburi eğitim 12 yıla çıkıyor ama sistem kademeli olacak” başlıklı haberde, sekiz yıllık kesintisiz eğitimden vazgeçildiği ve 4+4+4 şeklinde yeniden yapılandırılacak eğitim sisteminde ilk 4 yılı bitiren öğrencilerin okudukları kurumu değiştirebilecekleri vurgulandı. Zaman, 6 Ocak 2011’de bir takip haberi yayımlayarak, kesintisiz eğitimin kaldırılmasının eğitimciler arasında kabul gördüğünü, ancak lisenin mecburi hale getirilmesinin uygun bulunmadığının altını çizdi.

Hükümet’in, Bakanlık bürokrasisinin, Meclis’in, öğretmen örgütlerinin ve sivil toplumun konuya ilişkin (çok önemli ve önümüzdeki süreçte rol oynayacak) tepkileri bir yana, Zaman’ın 5 Ocak tarihli haberinde, Milli Eğitim Şurası’na yapılan vurgu çok dikkat çekici: Haberi hazırlayanlara göre, “AK Parti, kanun teklifini 2010 sonunda toplanan 18. Milli Eğitim Şurası kararlarını esas alarak” hazırladı. Şura kararlarına ilişkin vurguya aynı haber içinde tam üç kez rastlanıyor. Kanun teklifinin Milli Eğitim Şurası kararları temel alınarak hazırlandığı dikkatle vurgulanıyor.

Milli Eğitim Şurası, dört yılda bir geniş katılımla toplanan ve “Bakanlık’ın en yüksek danışma kurulu” olarak adlandırılan bir organ. Şuranın kompozisyonu ve karar alma yöntemleri yönetmelikle düzenleniyor. Şura’da alınan kararlar, hukuki olarak yalnızca tavsiye niteliği taşıyor, ancak alınan kararlar eğitim camiasının gündemini in ne görmek açısından önemli. Ancak son Şura’da alınan tavsiye kararlarının sık sık gündeme gelmesi muhtemel. Bu nedenle, Şura’nın karar alma yöntemleri ve kompozisyonu daha yakından incelenmeyi hak ediyor.

Milli Eğitim Şurası nasıl karar alır?

Milli Eğitim Şurası’nın karar alma yöntemleri, maalesef bir danışma organının karar alma yöntemlerine uygun değil. Eğitim gibi oldukça yoğun bilimsel bulgu üretilen bir alanda kararlar alırken, Şura hiçbir noktada veri temeli gözetmiyor. Ayrıca Şura genel kurulunda kararlar, müzakere ya da nitelikli çoğunluk yoluyla değil, katılan ve o anda görüşülen önergeyle ilgilenen üyelerin salt çoğunluğunun oyuyla alınıyor. Şura öncesinde illerde oluşturulan kurullarla hazırlık yapılsa da, buralarda önemli bir müzakere sürecinden geçerek hazırlanan karar taslakları ile şura katılımcılarından herhangi birinin verdiği önerge aynı biçimde oylanıyor ve kabul edilip edilmediğine karar veriliyor (Zorunlu eğitimin kesintili hale getirilebileceğine ilişkin karar, tam da bu şekilde, bir sendika başkanının verdiği önerge sonucu kabul edilmişti).

Milli Eğitim Şurası kimlerden oluşur?

Şuranın karar alma yöntemleri gibi, üye kompoziyonunun da amacıyla uyumlu olduğunu söylemek mümkün değil. Kasım 2010’da gerçekleştirilen 18. Şura’nın öncesinde, diğer bir deyişle illerde şuraya hazırlık toplantılarının başladığı yaz aylarından hemen önce, Mayıs 2010’da Milli Eğitim Şurasına ilişkin yönetmelikte ciddi bir değişikliğe gidilmiş ve Şura katılımcılarının kompozisyonu değiştirilmişti. Katılımcı sayısı 500’den 752’ye çıkarıldı. Yönetmelikle belirlenen “tabii üyeler”in payı % 28’den % 18’e, YÖK tarafından belirlenen üyelerin payı % 12’den % 7’ye düşürüldü. Diğer yandan MEB tarafından belirlenen üyelerin payı % 60’tan tam % 75’e çıkarıldı! Şura üyelerini, mensup oldukları kurumlara ya da toplumsal gruplara göre incelediğimizde, sivil toplum üyelerinin payının % 7’den % 5,5’e, akademisyenlerin payının % 12’den % 9’a düşürüldüğünü görüyoruz. MEB mensuplarının payı (işi MEB’e tavsiye kararları vermek olan bir organın içinde) % 47’den % 49’a çıkarıldı. Ayrıca, MEB tarafından herhangi bir kurumsal bağlantısı olmadan atanabilecek “belirsiz” üyelerin payı ise % 4’ten % 11’e çıkarıldı.

   17. Şura 18. Şura
 

Üyeleri seçen kuruma göre

Tabii üyeler 27,8 % 18,1 %
MEB 59,8 % 75,0 %
YÖK 12,4 % 6,9 %
 

Üyelerin mensup oldukları
kurumlara/toplumsal
gruplara göre

TBMM üyesi 4,8 % 3,2 %
Kamu kuruluşu yöneticisi ve temsilcisi 22,2 % 19,8 %
Akademisyen 12,4 % 8,9 %
Sivil toplum 7,2 % 5,6 %
Özel okul 2,4 % 2,4 %
MEB mensubu 47,0 % 48,8 %
Belirsiz 4,0 % 11,3 %

Kaynak: Eğitim Reformu Girişimi, Eğitim İzleme Raporu 2010. 

Yönetmelik değişikliğiyle yapılan önemli değişikliklerden bir diğeri, Şura’nın toplanma biçimine ilişkindi. Eski yönetmeliğe göre Şuranın toplanamabilmesi için üye tamsayısının üçte ikisinin hazır bulunması gerekliyken, bu şart Mayıs 2010 değişikliğiyle üye tamsayısının salt çoğunluğuna indirildi. Dolayısıyla Şura, 752 olan üye tamsayısının yarısıyla, yani 376 kişiyle toplanabilecek, 189 kişinin oyuyla karar alabilecek bir noktaya getirildi.

Milli Eğitim Şurası, yalnızca tavsiye niteliğinde kararlar alsa da, geçmişten gelen meşruiyetiyle önemli bir kurumsal düzenleme özelliğini koruyor. Ancak Şura’nın karar alma yöntemleri ve (özellikle Mayıs 2010’da yapılan değişikliklerden sonra) kompozisyonu, Şura’nın geçmişten gelen meşruiyetini geleceğe taşıyabilecek nitelikte değil. Aynı nedenlerle, Şura’da alınan herhangi bir karar, bir kanun teklifine temel oluşturmak için yeterince kuvvetli değil. Eğitim sistemi içinde alınan kararları, araştırma ve kanıt temeline oturtma ihtiyacı her geçen gün daha belirgin hale geliyor.

Bu blog yazısı ERG’nin görüşlerini yansıtmaz. Sorumluluk blog yazarlarına aittir.