Gerçekçi Bir Başbakan

Gerçekçi Bir Başbakan

Yeni Şafak, Ayşe Böhürler
Ramazan vesilesiyle düzenlenen iftarlar ve sahurlar aslında birçok konuda memleket meselelerini konuşmaya da vesile oluyor. Yeni başbakanımız Binali Yıldırım ile Ak Parti kurucuları olarak bir sahur davetinde sohbet etme imkanı bulduk.

Binali Yıldırım’ın AK Parti kuruluş sürecinden beri tanıdığım bir profili var. Az konuşur, ‘O dedi, bu dedi’yle ilgilenmez, kendisiyle dalga geçmekten de hiç çekinmez. Gereksiz laflarla ne kendi oyalanır ne de başkasını oyalar. Tespitleri her zaman analitik ve çözüm odaklı olmuştur. Bir Anadolu insanı kimliğini hep hissettirir. Her kesimden insanla diyalog kurabilen, keskin ideolojik cümleler yerine hayatın içinden yaklaşımlarla olayları ele alan tavrıyla pek çok insanın sempatisini kazanmıştır. Mühendis bakışını her meselede hissedersiniz. Bakanlık tecrübesi yönetim başarısını çok iyi ortaya koyuyor.
Sahur sohbetinde yine analitik bir yaklaşımla Türkiye’nin yönetim sorunlarını, onu tıkayan noktaları sistem odaklı ele aldı. Kişilere, hayallere takılmadan yönetim sistemi üzerine yoğunlaştı. Rasyonel yaklaşımıyla Türkiye adına umutlarımızı güçlendirdi… Bastığı zemini iyi tanıyan ve yapılması gerekenleri bilen gerçekçi yaklaşımının sadece kendisine değil tüm Türkiye’ye iyi geleceğine ve başarı getireceğine inanıyorum.

TÜRKİYE KALKINIRKEN EĞİTİM KALİTESİ DÜŞÜYOR
Eğitim meselesi ister istemez hepimizin gündeminde. Eğitimin çeperindeki ideolojiden bağımsız çocuklarımızın, ayakta kalmalarını sağlayacak donanımlar üreten bir eğitimden söz ediyoruz. 500 bin lise eğitiminden geçmiş çocuğun neredeyse sıfır alması durumu daha vahimleştiriyor. Lise mezunlarının niteliksizliği, üniversite mezunlarının da niteliksizliğini beraberinde getiriyor. Bu durumda piyasalardaki ‘niteliksizlik’ zincirleme reaksiyon olarak doğuruyor. Eğitim uçurumu fırsat uçurumunu artırıyor.
Burada kalite derken, sadece üstün bilgi ve yetenekten söz etmiyoruz. Kalitenin içini dolduran ise; kendisini, ülkesini, dünyayı algılayabilecek basit bir düzey… En azından. Maalesef, lise eğitiminden mezun olan herkesin, sahip olduğu ortalama tarih, coğrafya, matematik, edebiyat, fen bilgisi de yeterli değil. Tüm bunların yeni neslin dijital çağa doğması ya da Y kuşağı olmasının ötesinde sebepleri var.
“Hitler kim?” diye soran bir tıp fakültesi öğrencisi ya da ülkelerin yerlerini kestiremeyen bir uluslararası ilişkiler öğrencisine ilişkin şaşkınlıklarım devam edip gidiyor. Tarihe ilişkin devamlılık, tarihi şahsiyetlerle olaylar arasında bağ kuramamak, coğrafyayı ve dolayısıyla ülkeleri, siyasetlerini algılayamamak gibi şeylere tanık olmak artık beni eskisi gibi şaşırtmıyor.
Düşünce tarihi, şiir, edebiyat bilgisi bulmak ise piyango gibi bir şey. “Bir lise ya da üniversite mezunu bunları bilmeden nasıl mezun edilir?” sorusunun önemi kalmadı. Birçok üniversite öğrencisinin basit mevzulardaki bilgisizliklerini, iki sayfadan fazla not okuyamamalarını, hocaları ile yaptıkları pazarlıkları, ders veren birçok öğretim üyesi arkadaşımdan duydum. Bilgi hap olsa da içseler, hiç uğraşmasalar, çok daha iyi olacak.
Not alamayan, bütünsel olanı algılamakta zorlanan, parça-bütün ilişkisi kuramayan öğrenci profilinin tek suçlusu dijital dünya olmasa gerek. Aynı dijital dünyanın muhatabı başka ülke gençleri de olduğunu; bir Avrupalı öğrencinin 6 Shakespeare kitabı okumadan liseden mezun edilmediği düşünülürse bizimkilerin edebiyattan tarihe, coğrafyaya dair bilgisizliklerinin sebepleri başka yerlerde aranmalı.
Eğitim reform Girişimi Öncüsü Batuhan Aydagül’ün Al Jazeee’de yayınlanan röportajı birçok noktada haklı tespitler içeriyor. Eğitim konusunda yapılması gerekenleri yapılandıramazsak Türkiye’nin ne ekonomik büyümesi ne kalkınması istendiği gibi gerçekleşebilir.
Eğitimin kalitesini yükseltmek için öğretmenin kalitesini yükseltmek gerekiyor. Öğretmen kalitesini artırmak için 2011’de hazırlanan “Öğretmen Strateji Belgesi’ hala uygulamaya geçmedi. Hala okul binasına ihtiyaç var. Bu nedenle ikili öğretim kaldırılamıyor ve toplam öğrenci sayısının yarısı ikili öğretim görüyor. Özel okulları tercih edenlerin oranları giderek artıyor. İçerik müfredat meseleleri, kimlik üzerinden tartışmalar niteliksiz insan profilinde bir şey ifade etmiyor. Her halükarda niteliksiz! Bu nedenle eğitim kalitesini artıracak önlemlerin bir an önce alınıp yapılandırılması Türkiye’nin geleceği için kritik önem taşıyor. Daha çok geç kalmadan öğretmen kalitesini yükselterek işe başlamakta fayda var.