En Merkeziyetçi Eğitim Sistemi

En Merkeziyetçi Eğitim Sistemi

Yeni Asya, Faruk Çakır 

Eğitim sistemi sağlam temeller üzerinde yükselmeyen bir ülke, dünyaya nizam verebilir mi? Veremez. Türkiye’yi idare edenler, dünyaya nizam vermeye çalışmadan önce hepimizi doğrudan ilgilendiren eğitim sistemine bir düzen vermeli değil mi?

Muhtemelen, eğitim sisteminin saat gibi işlediğini, başarılı olduğunu düşünenler de vardır. Bunlara söylenecek tek söz, bir öğretmeni, bir okul idarecisini ya da öğrenciyi dinlemeleridir. Elbette başarılı eğitim veren okul ve öğretmenler de vardır, ama bunlar istisna. İstisnalar da kaideyi bozmayacağına göre…

Antalya’da toplanan 19’uncu Eğitim Şûrası’nı değerlendiren Dr. Alper Dinçer dikkat çekici tesbitlerde bulunmuş.

Sabancı Üniversitesi Eğitimde Reform Girişimi adlı araştırma grubunda koordinatör olarak olarak çalışan Dr. Dinçer, en başta şuraya katılanların ciddi bir ‘temsiliyet problemi’ olduğuna işaret etmiş.

Şûraya katılanların Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlendiğini fade eden Dr. Dinçer, “Mesela Öğretmen Niteliği Komisyonu’nda, eğitim fakültelerinin niteliğini tartıştık. Fakat tartışmacılar arasında bir tane eğitim fakültesi öğrencisi yoktu” demiş.

“Her hükümetin kendi programında ifade ettiği, icraatlar ile ilgili bazı tanımlamalar var tabii. Ancak buna eğitim politikası denemez” şeklinde konuşan Dr. Alper Dinçer, Şûra’da Trafik, Sağlık, Yurttaşlık ve İnsan Hakları derslerinin programdan kaldırılmasının tartışıldığına dikkat çekmiş.

“PİSA’nın yaptığı araştırmalara göre öğrencilerimizin yüzde 40’ı, temel matematik becerilerine sahip değil” diyen Dinçer, “Yani, Türkiye halkının yarısından çoğu bankadan çektiği kredinin faizini hesaplayamıyor. Dolayısıyla bizim yurttaşlık dersinden kısmamıza gerek yok. Yapmamız gereken şey; temel matematik eğitimini verimli bir şekilde öğretmek. (…) Şûra’da ciddi bir tartışma yapmamız mümkün olmadı. Antalya’da harcanan beş günün boşa geçirildiğini düşünüyorum” demiş. (Konuşan: Tunca Öğreten, Taraf, 15 Aralık 2014)

“Türkiye’nin treni kaçırmaması için eğitim politikalarıyla ilgili tartışmaları gündemde tutmalıyız” şeklinde konuşan Dinçer, “Gittikçe Batı’dan, yenilikçi, küresel eğitim anlayışından uzaklaşmak endişe verici. Din dersi almak temel bir haktır. Ancak seçmeli olmalı. Keza bu ara Osmanlıcayı da tartışıyoruz. Eğer devlet Osmanlıca öğretmek istiyorsa oraya nitelikli öğretmenler yerleştirerek yapmalı. (…) Osmanlıca meselesi bir siyasi argüman ya da bir kamplaşma malzemesi olarak kullanılmamalı. (…) Önce onlara adam gibi Türkçeyi öğretelim, sonra Osmanlıca da öğretiriz” demeyi de ihmal etmemiş.

Bu noktada 2. Abdülhamid’in torunu Orhan Osmanoğlu’nun da liselerde Osmanlı Türkçesi derslerinin verilmesiyle ilgili olarak; “Zorunlu değil, seçmeli olması daha iyi olur. Bu işi gençlere sevdirerek yapmak lazım” dediğini hatırlamak lazım. (Yeni Asya, 6 Aralık 2014)

Peki, öğretmenlerimiz yeterli mi? Dinçer’in tesbiti şöyle: “Eğitim fakültelerinde nitelikli öğretmenler yetiştirmekte güçlük çekiyoruz. Her yıl atamadan önce eğitimcilere öğretmenlik alan bilgisi testi yapılıyor. Her öğretmene kendi branşından 50 soru soruluyor. Bunun da ortalaması 22. Yani eğitim fakültesinde, kendi alanında dört sene okumuş bir öğretmen adayı, 50 sorudan 22’sine doğru yanıt verebiliyor. Öğrencilerin İngilizce öğrenememesinin sebebi de bu. Yani aslında Türkçeyi yeterince öğrenemedikleri için, İngilizce öğrenemiyorlar.”

“Eğitim sistemimiz en çok hangi ülkeye benziyor?”un cevabı da şöyle olmuş: “Merkeziyetçi bir eğitim sistemimiz var. Yani eğitimle ilgili kararlar merkezden alınıyor ve her yerde uygulanıyor. (…) OECD raporlarına göre en merkeziyetçi eğitim sistemi sıralamasında Türkiye, en üst sırada yer alıyor.”

Temennimiz ve duamız, “en az merkeziyetçi eğitim sistemi” listesinde ilk sırada olmamız…