Dindar Nesil İçin Yirmi Yıl Lazım

Dindar Nesil İçin Yirmi Yıl Lazım

Taraf, Tunca Öğreten 

Büyük tartışmalara neden olan 19’uncu Eğitim Şûrası, eğitim sorunlarına ilaç olabilecek mi? AKP’nin eğitim politikası ne? Dindar nesil mi yetiştirilecek? Osmanlıca dersi olmalı mı ya da zorunlu din dersi gerekli mi… Bu soruların cevabını, Sabancı Üniversitesi’nde, Eğitimde Reform Girişimi adlı araştırma grubunda koordinatör olarak çalışmalar yürüten Dr. Alper Dinçer’e sorduk. 2003’te, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan, 2013’te de ABD’deki Columbia Üniversitesi’nde “Ekonomi ve Eğitim” alanında doktorasını yapan Dinçer, ERG ile birlikte beş gün boyunca Antalya’daki Eğitim Şûrası’na katıldı. Şimdi söz Dinçer’de…

19’uncu Eğitim Şûrası, zorunlu din dersinin ilkokul 1’inci sınıftan başlatılması ve Osmanlıca dersinin seçmeli olarak müfredata alınması gibi pek çok öneriyle gündem yarattı. Siz, Şûra’yı başından sonuna kadar takip ettiniz. Herkes temsil edildi mi?

Şûraya katılanları Milli Eğitim Bakanlığı belirledi ve ciddi bir temsiliyet sorunu vardı. Mesela Öğretmen Niteliği Komisyonu’nda, eğitim fakültelerinin niteliğini tartıştık. Fakat tartışmacılar arasında bir tane eğitim fakültesi öğrencisi yoktu. Türkiye genelindeki kadın öğretmen oranı yüzde 50 olmasına rağmen, yine aynı komisyondaki kadın sayısı 15’i geçmiyordu. Bu, büyük bir eksiklikti.

Peki, katılımcıların çoğu kimlerden oluşuyordu?

Genel olarak orta yaşlı bürokrat, akademisyen ve muhafazakâr erkeklerin çoğunlukta olduğu bir Şûra’ydı ve sanki bu erkekler, Türkiye’deki eğitim sorununun tek tarafıymış gibi algılandı. Bu yüzden “maalesef” çoğulcu bir yapısı yoktu çalıştayın.

Eğitim politikamız ne bizim?

Sorun da orada zaten. Eğitim politikamız var mı acaba?

Her yeni iktidar eğitim politikasını kendine göre düzenliyor? AKP’nin bir eğitim politikası yok mu yani?

Her hükümetin kendi programında ifade ettiği, icraatlar ile ilgili bazı tanımlamalar var tabii. Ancak buna eğitim politikası denemez. “AKP’nin bir eğitim politikası var mı” sorusuna üst bakışla şöyle cevap verebiliriz: “Öğrenciye özgüven kazandırmak”, “Türkiye gençliğini daha fazla özüne döndürmek”, “İslamiyet’i ve İslam âlimlerini daha fazla tanıtmak…”

“Amacın, dindar nesil yetiştirmek” olduğunu mu söylüyorsunuz?Cumhurbaşkanı’nın böyle bir sözü oldu. Bunu, daha fazla içimize, geçmişe dönmek olarak nitelendiriyorum ben. Elbette geçmişte yaşayan âlimleri tanıtmak, onların öğrenilmesini sağlamak yararlı olabilir. Ancak küresel gelişmeleri ve dünyada olup biteni de ıskalamamak lazım. Diğer ülkelerin kendi eğitim politikalarında nelere öncelik verdiklerini de dikkate almamız gerekir. “Geçmişe döneceğiz” derken, küresel trendlerden vazgeçmek olmaz.

Peki, Batı neleri hedef alıyor?

Hem ABD, hem de Avrupa’da girişimcilik; temel eğitimin bir parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Bunu, yenilikçilik ve teknolojik ilerleme için yapıyorlar. Örneğin Whatsapp uygulaması: İki kişi, evin bodrumunda 19 milyar dolarlık bir marka yarattı. Türkiye’deyse bu tarz girişimler yok denecek kadar az. OECD, bununla ilgili yeni bir rapor yayınladı. Ancak biz bu raporda da sonuncu olduk. Türkiye, bilgi ve bilişim teknolojilerini kullanmada oldukça geri. Küresel yurttaşlık diye bir kavram da var dünyada.

Nedir küresel yurttaşlık?

Dünyanın, herkesi ilgilendiren sorunları var. Batılı ülkelerdeki çocuklar bu bilinçle yetiştiriliyor ve sorunlara çözüm bulmak için gayret gösteriyorlar. Fakat biz, “Kendi özümüze ve geçmişimize dönelim, içimize kapanalım” perspektifini benimsiyoruz. Şûra’da Trafik, Sağlık, Yurttaşlık ve İnsan Hakları derslerinin programdan kaldırılması tartışıldı mesela.

Biz, Matematik ve İngilizce gibi hayatı kolaylaştıracak dersleri öğrenemiyoruz. Şûra’da kaldırılması önerilen dersler yerine İngilizce ve Matematik’e ağırlık verilmesi; sizce daha efektif olmaz mı?

Müfredatın büyük bir çoğunluğu zaten Türkçe ve matematik dersleri üzerine kurulu. Biz bu iki ders için oldukça zaman harcıyoruz. Burada önemli olan, bu sarf ettiğimiz kaynakları ne kadar verimli kullandığımız. PİSA’nın yaptığı araştırmalara göre öğrencilerimizin yüzde 40’ı, temel matematik becerilerine sahip değil. Bir de buna ek olarak öğrenim görmemiş yüzde 15’lik bir kesim var.

Yani…

Yani, Türkiye halkının yarısından çoğu bankadan çektiği kredinin faizini hesaplayamıyor. Dolayısıyla bizim yurttaşlık dersinden kısmamıza gerek yok. Yapmamız gereken şey; temel matematik eğitimini verimli bir şekilde öğretmek. Şûra’da maalesef fen ve matematik gibi temel bilimlerin nasıl etkili öğretileceği konusuna hiç değinilmedi.

Neden?

Şûra’da ciddi bir tartışma yapmamız mümkün olmadı. Antalya’da harcanan beş günün boşa geçirildiğini düşünüyorum. Katılımcı profilinin etkisi büyük. Bu yüzden din derslerinin birinci sınıfa kadar indirilmesinin ya da Osmanlıca dersinin müfredata alınmasının tartışılmasına şaşırmamak gerekiyor. Diğer önemli bir husus da…

Nedir o?

Türkiye’de özel (zihinsel engelli ya da üstün yetenekli çocuklar) eğitimle ilgili ciddi bir problem olduğu… Özel eğitime ihtiyaç duyan kaç öğrencimiz var, bunun sayısı dahi bilinmiyor. Bu insanların teker teker sayılması lazım. Öyle ki, kaç okula ihtiyacımız olduğunu hesaplayabilelim. Dünya Bankası, bizi Orta Seviye Gelirli Ülkeler kategorisine alıyor. Ancak biz, bu verilere sahip değiliz: Bu çok komik ve tezat bir durum. Şûra’da da bu konuyla ilgili konuşulmadı ve adam akıllı hiçbir karar alınmadı. Neredeyse Türkiye’de özel eğitime ihtiyaç duyan tek bir öğrenci yokmuş gibi hareket edildi.

Peki, Şûra’da AİHM’in zorunlu din dersi ile ilgili verdiği karar tartışıldı mı?

Kararın kendisi çok açık ve net olmasına rağmen hiç alınmamış gibi davranıldı. Hükümetin de bu kararı görmezden gelip gelmeyeceğine zamanla tanıklık edeceğiz.

AKP’nin eğitim politikası İslamcı mı?

Aslında 2002’den beri pek çok öğretmen atandı, derslik açıldı ve kız öğrenci sayısında ciddi bir artış yaşandı. Ancak, 4+4+4 eğitim sistemiyle İmam Hatip ortaokullarının açılması ve din derslerine ağırlık verilmesi; İslamcı bir eğilimin olduğunu birçok kişiye hissettiriyor.

Size hissettiriyor mu?

Ben, bunun doğrudan dinle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Elbette İslam kültürüne bir vurgu yapılıyor ama daha çok bunun muhafazakâr ve içe kapanık bir politika olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanı açılış konuşmasında daha önceki eğitim politikalarının öğrencilerin özgüvenlerinde eksikliğe neden olduğunu ve Batı’ya öykünerek, Türkiye’nin özünden çıktıklarını vurgulamıştı. AKP, gençleri daha çok gelenekselci bir şekilde yetiştirmek istiyor gibi geliyor bana. Maalesef Cumhurbaşkanı konuşmasında, bu gelenekselci politikaya vurgu yaparken, Türkiye’ye ivme kazandıracak yenilikçi adımları da ıskalamış oldu. Bu yüzden Türkiye’nin treni kaçırmaması için eğitim politikalarıyla ilgili tartışmaları gündemde tutmalıyız. Gittikçe Batı’dan, yenilikçi, küresel eğitim anlayışından uzaklaşmak endişe verici.

Din dersinin gerekli olduğunu düşünüyor musunuz?

Din dersi almak temel bir haktır. Ancak seçmeli olmalı. Keza bu ara Osmanlıcayı da tartışıyoruz. Eğer devlet Osmanlıca öğretmek istiyorsa oraya nitelikli öğretmenler yerleştirerek yapmalı.

Osmanlıca öğrenmek öğrenciye ne katar, farklı iş alanları açabilir mi?Mili Eğitim Şûra’sında kimse bu soruyu sormadı ve bu sorunun cevabı tartışılmadan karar alındı. Bu soruyu eğitim bilimcilerin tartışması gerekir. Yani Osmanlıca meselesi bir siyasi argüman ya da bir kamplaşma malzemesi olarak kullanılmamalı. Beri yandan önceliğimiz; Latin harfleriyle kendi dilimizi çocuklarımıza öğretmek olmalı. Önce onlara adam gibi Türkçeyi öğretelim, sonra Osmanlıca da öğretiriz.

Adam gibi Türkçe öğretemiyor muyuz?

Hani, “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik” söylemi vardır ya… Eğitim sistemimizdeki sorunları aslında bu söz özetliyor. Yani Türkiye’deki okullar Oxford değil, artık farkına varmamız lazım. Yapılan araştırmalara göre; 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 25’inden fazlasına temel okuma- kavrama becerilerini öğretememişiz. 15 yaşında bir gence, ‘Bu paragrafın ana fikrini anlat’ dediğimizde, dört öğrenciden birinin anlatamadığını görüyoruz.

Bu, bize öğretme tekniğinin problemli olduğunu mu gösterir?

Öğrenmenin en temel belirleyicilerinden biri öğretmenin niteliğidir. Burada da çuvallıyoruz zaten. Eğitim fakültelerinde nitelikli öğretmenler yetiştirmekte güçlük çekiyoruz. Her yıl atamadan önce eğitimcilere öğretmenlik alan bilgisi testi yapılıyor. Her öğretmene kendi branşından 50 soru soruluyor. Bunun da ortalaması 22. Yani eğitim fakültesinde, kendi alanında dört sene okumuş bir öğretmen adayı, 50 sorudan 22’sine doğru yanıt verebiliyor. Öğrencilerin İngilizce öğrenememesinin sebebi de bu. Yani aslında Türkçeyi yeterince öğrenemedikleri için, İngilizce öğrenemiyorlar.

Bu eğitim politikasıyla dindar nesil yetişir mi?

Şûra kararlarının hayata geçme olasılığı çok düşük. Ancak şunu da göz ardı etmemek gerekir ki, bu kararların arkasında da hayata geçmesi için bir iradenin mücadele ettiği aşikâr. Eğer bu kararlar hayata geçerse; kararların sahipleri dindar bir nesil yetiştirebileceklerini düşünebilirler. Birinci sınıfta din dersi veriliyor diye dindar nesil yetişir mi sorusunun cevabını ancak 20 sene sonra alabiliriz. Cumhurbaşkanı daha önce, ‘Dindar bir nesil yetiştirmemiz gerekiyor’ demişti. Bu demek ki dindar bir neslin olmadığı anlamına geliyor. Bir yandan da pek çok dindarın kendini AKP ile özdeşleştirdiğini ve oy vererek iktidara taşıdığını göz önüne alırsak; İslamcı bir eğitim politikası gütmeyen daha önceki sistemin, dindar bir nesil yetiştirdiğini de söylemek mümkün. Demek istediğim; eğitim politikasının sonuçlarını kısa vadede öngörmek mümkün değil. Bizim öncelikle bilim ve teknolojide dindar insanların mı daha etkin olduğunu anlamamız lazım. Yani, “Whatsapp uygulamasını dindarlar mı bulmuş” bakmamız, “bilim ve teknolojide ivme kazandıracak değerler aslında hangileri” bunları tartışmamız gerek.

Siyaset bilimciler gittikçe Batı’dan uzaklaştığımızı dile getiriyor. Siz de eğitim politikasında aynı noktaya dikkat çekiyorsunuz. Şu an bulunduğumuz yer nereye tekabül ediyor. Mesela eğitim sistemimiz en çok hangi ülkeye benziyor?

Merkeziyetçi bir eğitim sistemimiz var. Yani eğitimle ilgili kararlar merkezden alınıyor ve her yerde uygulanıyor. Bu, Osmanlı’dan miras alınmış bir eğitim sistemi. OECD raporlarına göre En Merkeziyetçi Eğitim Sistemi sıralamasında Türkiye, en üst sırada yer alıyor. Yani bizim eğitim sistemimiz, bugün Osmanlı sonrası bağımsızlık kazanmış her ülkeyle benzerlik taşıyor.