Bize Engelli Olmadığımız İçin Şanslı Olduğumuz Öğretiliyor

Bize Engelli Olmadığımız İçin Şanslı Olduğumuz Öğretiliyor

Habertürk, Kutlu Esendemir

Devlet engellileri koruma konusunda etkisiz kaldığı gibi onların ailelerini de mağdur ediyor 

Batuhan Aydagül ve Işık Tüzün

KUTLU ESENDEMİR/HT GAZETE

Yeni eğitim dönemi başlarken, okullarda en büyük güçlüğü engelli çocuklar çekiyor. Otistik çocuklar, eğitim dönemi başlamadan, “Diğer çocukları olumsuz etkilemesin” gerekçesiyle okullar tarafından kabul edilmezken, kimi veliler, çocuklarının engelli çocuklarla aynı sınıfta olmasını dahi kabullenemiyor. Aklın ve vicdanın anlamakta zorlandığı davranışlar bununla da bitmiyor. İşte geçen hafta Sakarya’da 13 yaşındaki bir kız çocuğunun 3 kardeşine, gittikleri okulun yönetimi, velilerin isteği üzerine, kapılarını kapatmıştı. Batuhan Aydagül ve Işık Tüzün, Türkiye’nin yetiştirdiği iki nitelikli eğitim uzmanı. Aydagül, Sabancı Üniversitesi bünyesinde kurulan “EğitimReformu Girişimi”nin (ERG) Koordinatörü, Tüzün ise, Koordinatör Yardımcısı. Okullarda, engelli bireylerin, diğer bireylerle uyumu için, “kaynaştırma eğitimi” üzerine kafa yoran Aydagül ve Tüzün’le, eğitimdeki bu acı tabloyu ve ne yapılması gerektiğini konuştum.

Velilerin isteği üzerine, bir tecavüz mağdurunun 3 kardeşini okula kabul etmemek nasıl açıklanabilir? 

I.T.: Ülkemizde sistemçocuğu korumakta etkisiz kaldığı gibi, çocuğu ve ailesini tekrar tekrarmağdur ediyor. Müdürün tavrı, sistemin istismara, kadına, çocuğa bakışının, hatta eğitime bakışının bir uzantısı. Zaten inanılmaz büyük bir travma yaşayan, isimleri basında ifşa edilen çocuklara, bırakın özel destek ve ilgi göstermeyi, bir de “Değersizsiniz ve tehlikelisiniz”mesajı veriliyor. Bugüne dek bu tavrın pek çok defa görülmesine rağmen karşılıksız kalması, toplumda kazandığımeşruiyetle birliktemüdürün de sırtını dayadığı yerlerden biri. 

Aileler, travmaya uğramış ya da engelli çocuklara dair neden önyargı besler? 

I.T.: Toplumve devlet olarak koyduğumuz bariyerlerle sadece özel gereksinimli çocuklara değil, her türlü farklılığa kapalıyız. Eğer şanslı bir azınlıktan değilsek, okulda aynı sırada oturtulmuyoruz, ders kitaplarında engelli bireyleri görmüyoruz, engelli öğretmenlere rastlamıyoruz. Bu ortamda, çocuğunuz ya da yakınınız için “normal değil” deniyor, hizmetler lütuf gibi sunuluyor. Engelli denince ilk aklınıza gelen zorluklar olabiliyor. Size çoğu zaman öğretilen, engelli olmadığınız için ne kadar şanslı olduğunuz, engellilere acıma ve yardımduygusuyla yaklaşmak oluyor.Mesele sanırımbiraz da önyargısız olmak değil, önyargılarımızın farkında olmak ve önyargıları sorgulamaya alışmakla ilgili ki; eğitimsistemimiz bu açıdan da eksik kalıyor. 

Anneler, babalar, engelli çocukları, neden kendi çocuklarının yanında görmek istemez ki? 

B.A.: Çocuğu özel gereksinimli olmayan ailelerin en büyük sıkıntısı çocuklarının okul başarısı. Sınıfta özel gereksinimli olan bir çocuk olması durumunda öğretmenin çocuğuyla yeterince ilgilenemeyeceğini düşünüyor. Bu denli rekabetçi bir sistemiçinde kabul edilebilir olmasa da anlaşılabilir bir tavır. Bir yandan çok da temelsiz değil. Çünkü öğretmenlerin önemli bir bölümü bu konuda eğitimli değil, özel eğitimalanında uzman desteğinden yararlanamıyor. Kalabalık sınıflarda farklı gereksinimleri karşılamaya dönük yalnız çalışmak durumunda kalıyor. Öğretmenlerin isteksizliği de sadece önyargılardan kaynaklanmıyor. Bilmiyor, baş edemiyor ve istemiyor. 

Bu durum, toplumsal bir sakatlığımız mı? Caddelerde, sokaklarda bile bir engellinin ilerlemesi güç.

I.T.: Biliyorsunuz; kamu binaları ile yerel ulaşımın engelliler için erişilebilir kılınmasına yönelik düzenlemelerin 2012’ye kadar tamamlanması gerekiyordu. Bu süreyi daha yeni 3 yıl uzattılar. 2005’te verilen 7 yıllık sürenin ardından bu sözün yerine getirilmemesi yok saymaktan da öte. Bu,meseleye bilinçli ve planlı olarak öncelik verilmediğini ve yeterli kaynak ayrılmadığını gösteriyor.

Türkiye’de ne kadar engelli olduğuna ilişkin kesin bir sayı var mı? 

B.A.: Son olarak 2002’de yapılan TÜİK araştırmasında ifade edilen rakam 8.5milyondu. Toplamnüfusun yaklaşık yüzde 12’sine denk gelen bir rakam. Ancak kesin sayılar demekmümkün değil. Çünkü 10 yıllık bir araştırmadan bahsediyoruz. Gerek eğitimde gerek diğer alanlarda engelli bireylerin durumunu saptamak ve doğru politikalar geliştirmek istiyorsak bu araştırmanın bir an önce, daha da geliştirilerek tekrarlanması şart.

Bunların ne kadarı okul çağındaki çocuklar?

B.A.: Aynı araştırmaya göre 0-19 yaş aralığındaki engelli birey sayısı 460 bin dolayındaydı.

Siz engellilerin, diğer bireylerle uyumlu eğitimi için geliştirilen “kaynaştırma eğitimi” üzerine çalışıyorsunuz. Bu eğitimden ne anlamalıyız?

I.T.: En basit tanımıyla, kaynaştırma eğitimi özel gereksinimli öğrencilerin ayrı kurumlar yerine, akranlarıyla birlikte genel eğitim sınıflarında eğitimalması. Çocukların gelişimlerini ve toplumsal yaşama katılımını en üst düzeyde sağlamak için bu tür bir eğitimden bahsediyoruz. Kaynaştırma eğitiminde amaç, özel gereksinimli çocuklara en az kısıtlayıcı eğitim ortamını sunmak. Bu skalanın bir ucunda çocukların yatılı özel eğitim kurumlarında eğitimalması varken, öbür ucunda da çocukların diğer akranlarıyla birlikte sürekli aynı sınıfta eğitimalması var.

B.A.: Bu tanımın çok önemli bir parçası daha var. Çocukların aynı sınıfta bulunması yetmiyor; özel gereksinimli öğrencilere ve sınıf öğretmenlerine destek özel eğitimhizmetleri sunulduğu takdirde kaynaştırma eğitimi veriliyor. Eğer uygun fizikselmekânları yoksa, öğrenci ve öğretmen gereksinimduyduğu desteği işin uzmanlarından almıyorsa bu kaynaştırma eğitimi değil, sadece çocukları aynı sınıfa koymak anlamına geliyor.

Bu eğitim sisteme ne zaman entegre oldu? 

B.A.: Kaynaştırma,mevzuata 1983’te giriyor ama yaygınlaşması 2000’leri buluyor ve 2005 yılındaki düzenlemeler sonrasında iyice hız kazanıyor. Kanun ve ardındanMilli EğitimBakanlığı’nın yaptığı çeşitli düzenlemeler dünyadaki eğilimler ve engelli haklarına uyumaçısından Türkiye’de artan duyarlılığın birer göstergesi. Elbette bu duyarlılığın oluşmasında toplumsal taleplerin daha yüksek sesle ifade edilmesinin ve uluslararası aktörlerin de etkisi oluyor.

Türkiye’de ne kadar öğrenci bu eğitimden yararlanıyor?

I.T.: Geçtiğimiz birkaç senede kaynaştırma yoluyla eğitimalan öğrenci sayısında ciddi bir artış oldu. 2010-2011 eğitimöğretimyılında 85 bin ilköğretim öğrencisi kaynaştırma eğitiminden yararlanırken bu rakam geçtiğimiz yıl 138 bine ulaştı. Etkileyici bir gelişme ancak okul öncesi ve ortaöğretimdeki gelişme sınırlı.

Sınıfların kalabalık olması kaynaştırma eğitimini nasıl etkiliyor?

I.T.: Kalabalık sınıflarda öğretmenin kaynaştırma yoluyla eğitimalan öğrencinin bireysel gereksinimlerine yanıt vermesi çok zor. Bu konuda mevzuatta eğer sınıfta iki kaynaştırma öğrencisi varsa sınıfmevcudunun 25’i aşamayacağı belirtiliyor. Tek kaynaştırma öğrencisi söz konusu olduğundaysa üst sınır 35 öğrenci. Ancak bakanlığın 2010 tarihli bir araştırmasına göre kaynaştırma yoluyla eğitimyapılan okulların üçte biri bu standardı yerine getiremiyor. Bu oranın 4+4+4 ile daha da artacağını tahmin ediyoruz.

Yurtdışında çocuklar engelli, siyah, çekik gözlü oyuncak bebeklerle oynuyorlar. Etnik ve dini kimliklerin çok fazla kaşındığı Türkiye’de bu gerçekleştirilemez mi? 

I.T.: Kesinlikle haklısınız. Çocuklar farklılıkları ve bunlarla ilişkili olumsuz tutumları çok erken yaşta hissediyorlar. Erken çocukluk eğitimi de bu açıdan çok değerli bir potansiyele sahip. Özel gereksinimli çocukların, akranlarıyla aynı sınıflarda erken çocukluk eğitimi alması, bahsettiğiniz gibi alternatif eğitimmateryalleri kullanmak ve farklılıklara saygıyı güçlendiren bir eğitimprogramı çok işe yarayabilir.

Boz Ailesi’nin talepleri yerine getirilmeli

Hep engelli çocukları konuştuk. Bir de “sağlam” çocuklar var. Örneğin, Efe Boz, geçen yıl İstanbul Maltepe’de, Dumlupınar İlköğretim Okulu’nun ana sınıfının tuvaletinde üzerine düşen lavabonun boğazını kesmesi sonucu yaşamını yitirmişti. Yeni eğitim sistemiyle birlikte risk arttı mı?

I.T.: Maalesef küçük çocukların güvenliği, 4+4+4’ün risk yarattığı alanlardan birisi. Bu sorunları gidermiş okullar olmakla birlikte pek çok okulun yaz döneminde lavabolar, merdivenler ya da okul bahçesindeki düzenlemeleri hazır edecek ne zamanı ne kaynağı oldu. Buna küçük yaş gruplarının daha fazla bireysel desteğe ihtiyacı olduğu ancak öğretmenlerin de daha fazla öğrenciden sorumlu olacakları gerçekleri eklendiğinde gördüğümüz resim çok iç açıcı değil. Kamuoyundaki tartışmalar daha çok 60 aylık çocukların okula devamı ve fiziksel ortamların buna uygun olup olmadığı üzerineydi. Aslında risk altındaki yaş grubu daha da geniş. Umarız bu risklerin farkında olarak, Boz Ailesi’nin ve çocuk hakları alanında çalışan örgütlerin taleplerine yanıt verecek düzenlemeler en kısa zamanda yapılır.