10 Soruda UNESCO Küresel Eğitim İzleme Raporu 2020

10 Soruda UNESCO Küresel Eğitim İzleme Raporu 2020

UNESCO Küresel Eğitim İzleme Raporu 2020 yayımlandı. Küresel boyutta kapsayıcı eğitimle ilgili önemli tespitlerin yer aldığı, Türkiye’ye dair verilerin de bulunduğu raporu ERG Eğitim Gözlemevi değerlendirdi. İşte 10 soru ve cevapla Küresel Eğitim İzleme Raporu 2020’nin anlattıkları.

Umay Aktaş Salman
ERG Araştırmacısı

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Küresel Eğitim İzleme Raporu 2020’yi (Global Education Monitoring Report) yayımlandı. Bu yılki raporun konusu kapsayıcı eğitim. Raporda eğitim fırsatlarının eşit olmayan bir şekilde dağılmaya devam ettiği belirtilerek, pek çok öğrenci için nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin yüksek olduğu vurgulanıyor. Raporda Türkiye’ye dair de çarpıcı sonuçlar var. Dünyada çocuk, ergen ve gençlerin yüzde 17’si yani tahmini 258 milyonu eğitimde değil. Türkiye, okul öncesi eğitime erişim oranlarında üst-orta gelir seviyesinde yer alan 48 ülke içinde sondan dördüncü sırada yer alıyor, Türkiye’de PISA 2018’e katılan 15 yaşındaki her 4 öğrenciden 1’i kendini okulda dışlanmış hissediyor, öğretimi çocukların kültürel çeşitliliğine göre uyarladığını belirten öğretmenlerin oranı Türkiye’de yüzde 50’nin biraz üzerinde… 

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Eğitim Gözlemevi’nden Yeliz Düşkün, Merve Mert, Ezgi Tunca, Burcu Meltem Arık, Özgenur Korlu ile Küresel Eğitim İzleme Raporu’nun sonuçlarını değerlendirdik.

Rapor kaç ülkeye dair veriler ve bilgiler içeriyor? Hangi başlıklarda kapsayıcı eğitime değiniyor ve ne mesajlar veriliyor?

Raporda, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden biri olan nitelikli eğitime yönelik ilerleme değerlendiriliyor. Raporun kapsamında 205 ülkeden veriler ve bilgiler bulunuyor. Raporda kimlik, sosyokültürel çevre ve engelliliğin eğitim fırsatlarından yararlanmayı etkilediği belirtiliyor; özellikle sosyoekonomik durum ve cinsiyet önemli etmenler olarak ön plana çıkıyor. Bireyler cinsiyet, engellilik durumu, göç vb. farklı nedenlerle ayrımcılığa maruz kalabiliyor; tektipleştirme ve damgalama sorunu ile karşı karşıya kalabiliyor. Ülkelerin yüzde 68’inde kapsayıcı eğitime ilişkin bir tanım olduğu, kapsayıcı eğitimin tanımlandığı ülkelerin yüzde 58’inde de çoklu ayrımcılığa maruz kalan gruplara yer verildiği belirtiliyor. Ülkelerin yüzde 26’sında ise kapsayıcı eğitim tanımı yalnızca engeli olan bireyleri ifade ediyor.

Bireylerin eğitimin dışında kalma nedenleri arasında ekonomik koşulların etkisi, öğretmenler de dahil olmak üzere çeşitli paydaşlarda yerleşik olan kapsayıcı eğitim uygulamalarının mümkün olmadığı algısı, eğitimin içeriğinin ve ders materyallerinin tüm öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir çeşitliliğe yer vermemesi bulunuyor. Eğitim sistemlerinde kapsayıcılığa geçiş olmasına karşın eğitimde ayrımcılık hala yaygın. Raporda kapsayıcı eğitim için neler yapılması gerektiği, öğretmenlerin, ebeveynlerin ve çocukların tutumlarında değişiklik oluşmasından okullara ve ailelere gerekli kaynakların aktarılmasına kadar pek çok boyutta ele alınıyor. Pek çok alanda ülke veya bölge temelinde ayrıştırılmış veriler sunuluyor.

Erişim ve okula devam açısından bakarsak rapor neler söylüyor?

Dünyada çocuk, ergen ve gençlerin yüzde 17’si (tahmini 258 milyon) eğitimde değil. Küresel ölçekte ilköğretim çağındaki 12 çocuktan 1’i, ortaokul çağındaki 6 çocuktan 1’i, ortaöğretim çağındaki 3 çocuktan 1’i okul dışında. 2018’de Sahraaltı Afrika, Orta ve Güney Asya’yı geçerek okul dışında kalan çocuk sayısında en yüksek orana sahip olan bölge oldu. Eğitime erişime toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bakarsak, düşük gelir grubundaki her 4 ülkeden 1’inde, ilköğretime kayıtlı her 100 oğlan çocuğa karşılık 87’den az kız çocuk bulunuyor; ortaöğretimde ise her 100 oğlan çocuğa karşılık 60 kız çocuk bulunuyor. Ortaöğretimde ülkelerin yalnızca yüzde 25’i cinsiyet eşitliğine ulaşmış durumda.

Yüksek gelirli ülkelerde ise durum biraz daha farklı. Bu ülkelerde örtük bir biçimde okul dışında kalan çocuklar bulunuyor. Özel gereksinimi olan bireyler bunlar arasında yer alıyor. Birçok ülkede çağ nüfusu hala bilinmiyor. 14 ülkeden toplanan veriler, okul dışında kalan nüfusun yüzde 15’ini engelli çocukların oluşturduğunu gösteriyor. Fiziksel, duyusal ya da zihinsel engeli bulunanların okul dışında olma olasılıkları diğer akranlarına göre 2,5 kat fazla.

Öğrenme çıktıları önemli bir krize işaret ediyor. Yüksek gelirli ülkelerde de hedeflenen ölçüde ilerleme görülmüyor. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) verilerine göre temel okuma becerilerine sahip olan 15 yaşındaki öğrencilerin oranı OECD ülkeleri arasında yüzde 19’dan (2003) yüzde 22’ye (2018) çıktı. Düşük performans aralığında olan öğrencilerin durumunun ve özellikle sosyo-ekonomik uçurumun öğrenmeye etkisinin daha iyi anlaşılması gerekiyor. Düşük performans aralığında olan öğrencilerin durumu iyi analiz edilmediği için eğitimin çıktılarını olumlu yönde değiştirmeye yönelik olarak yapılan müdahale programlarının etkisi de yeterince ölçülemiyor. Öğrenmeye ilişkin değerlendirmelerin en büyük eksiklerinden biri de okul dışında kalan çocuklara ilişkin herhangi bir bulgu sunmuyor olması. 

Türkiye’de okul öncesi eğitimde okullulaşma oranları son yıllarda artmış olsa da hala pek çok Avrupa ülkesinin gerisinde. Özellikle sosyoekonomik açıdan elverişsiz koşullarda olan çocuklar okul öncesi eğitim almadan ilkokula başlıyor. Rapor buna dair ne diyor?

Düşük gelir düzeyindeki hanelerde bulunan çocuklar uyarıcı bir çevreden çoğunlukla mahrumlar. Bu, ebeveynlerin ya da evde bakım veren diğer kişilerin kitap okuma, birlikte oyun oynama, resim yapma gibi aktiviteleri daha az yerine getirdikleri, çocukların ufuk açıcı etkinlik ve materyallerle evde daha az karşılaştıkları, bazı durumlarda hiç karşılaşmadıkları anlamına geliyor. Bu konuda en büyük zorluk yetişkinlerin zaman ayırmalarının önündeki engeller. Bu engeller arasında çalışma hayatı ve geçim zorlukları ilk sıralarda yer alıyor. Küresel Eğitim İzleme Raporu 2020’de de Türkiye, okul öncesi eğitime erişim oranlarında üst-orta gelir seviyesinde yer alan 48 ülke içinde sondan dördüncü sırada yer alıyor. 

Raporda küresel ölçekte okulların kapsayıcılığına dair nasıl bilgiler ve veriler yer alıyor ?

Okula aidiyet hissi, okulun kapsayıcılığına ilişkin bir ölçüt olarak değerlendiriliyor. 2003’te OECD ülkelerinde kendini okula ait hisseden öğrencilerin oranı yüzde 82 iken, 2015’te bu oran yüzde 73’e düştü. Okula aidiyet hissi yalnızca dışlanma riski yüksek olan gruplar için değil tüm öğrenciler için gerilemiş durumda. Öğrencilerin okula aidiyet hissinin güçlenmesi için ailelerin okula katılımı oldukça önem taşıyor. PISA verilerine göre OECD ülkelerindeki ebeveynlerin sadece yüzde 12’si ders dışı faaliyetlere gönüllü olarak katılıyor ve yüzde 17’si okul yönetimine katılıyor.

Raporda akran zorbalığına ilişkin de dikkat çekici bulgular yer alıyor. TIMSS (Trends in International Mathematics and Science Study – Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması) 2015 sonuçlarına göre araştırmaya katılan ülkelerde 4. sınıf öğrencilerinin yüzde 45’i en az ayda bir zorbalığa maruz kaldığını belirtiyor. Zorbalığın bazı ülkelerde çok daha yüksek olduğu not düşülüyor. Bir o kadar dikkat çekici bulgu da özel gereksinimli, düşük gelir grubunda yer alan, etnik veya dini azınlık grubunda olan, LGBTİ olan vb. çocukların zorbalığa daha sık maruz kaldığı.

Öte yandan okul altyapısının erişim ve kapsayıcılık için çok önemli olduğu vurgulanıyor. Altyapı ve materyalleri çeşitli öğrenci ihtiyaçlarına göre uyarlayan okullara ilişkin karşılaştırılabilir verilerin anlaşılmasını güçleştiren bazı etmenler söz konusu. Buna karşın raporda Burundi, Nijer veya Samoa’daki hiçbir okulun ulusal standartlara uymadığı ifade ediliyor Bu kısımda Türkiye’deki okulların durumuna ilişkin bir saptama yer almıyor.

Ayrıca 2018 Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Araştırması’nda da (TALIS) okulların kapsayıcılığıyla ilgili bulgular bulmak mümkün. Buna göre Türkiye’de kapsayıcı eğitime ilişkin mesleki gelişime ihtiyaç duyan okul müdürü oranının pek yüksek olduğu söylenemez; oranın yüzde 10’un biraz üzerinde olduğu görülüyor. Aynı araştırmaya göre, OECD ülkelerinde öğretmenlerin yüzde 15’i eşitlik ve çeşitliliği teşvik etmek için mesleki gelişime ihtiyaç duyduklarını belirtiyorlar. Bu oran Türkiye’de de yüzde 10’un biraz üzerinde. 2018 TALIS bulguları OECD ülkeleri genelinde 5 okuldan 1’inin cinsiyete dayalı ve sosyoekonomik ayrımcılığa karşı açık politikalar izlemediğini gösteriyor. Türkiye’de, kapsayıcı eğitimi destekleyen kapsamlı bir yasal çerçeveye olmasına rağmen olumsuz tutumlar, yetersiz fiziksel altyapı ve öğretmenlerin ihtiyaçlarının karşılanması gibi uygulama zorluklarına dikkat çekiliyor. 

Peki raporda kapsayıcı eğitim için önemli olan etkenlerden biri olan öğrenci tutumlarıyla ilgili neler anlatılıyor? 

Raporda kapsanan ülkelere ilişkin genel bir saptama olarak öğrencilerin engellilik konusunda nötr tutum sergiledikleri, küçük yaşlardan itibaren engelli akranlarla etkileşimde olmanın olumlu tutumların gelişmesini desteklediği belirtiliyor. Öğrencilerin tutumlarına ilişkin bulgular, azınlık gruplara yönelik ayrımcılığın yüksek olduğunu gösteriyor. Burada Türkiye’de Suriyelilere yönelik olan tutum örnek olarak gösteriliyor. Ayrıca Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin depresyon, etiketlenme ve okuldan uzaklaşmaya neden olan kalıpyargılardan şikayetçi olduklarına ilişkin araştırma bulgularına yer veriliyor. Raporda, PISA 2018 bulgularına dayanarak okulda kendini dışlanmış hisseden 15 yaşındaki çocukların oranına yer verilmiş. Türkiye bu oranın görece yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’de yaklaşık olarak her 4 öğrenciden 1’i kendini okulda dışlanmış hissediyor. Kendini okula ait hissetmeyen çocuklara sosyoekonomik olarak avantajlı ve dezavantajlı çocuklar ayrımında bakılmış. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de sosyoekonomik olarak dezavantajlı öğrencilerin okula aidiyeti daha düşük; ancak gruplar arasındaki fark çok büyük değil ve asıl dikkat çekici olan şu ki her iki grup için de aidiyet hissi zayıf.

Ebeveynlerin tutumlarının kapsayıcı eğitimini nasıl etkilediğiyle ilgili bulgular yer alıyor mu ? 

Ebeveynlere ilişkin önemli bir bulgu yer alıyor. Almanya’da ebeveynlerin yüzde 15’i, Hong Kong’da ise yüzde 59’u, engelli çocukların engelli olmayanların öğrenmesini güçleştirmesinden endişe ediyor. Bu bulgu, kapsayıcı eğitim bakımından riskli bir tutuma işaret ediyor. Ebeveynlerin kendilerine benzeyen ailelerle benzer okul seçimleri yapma eğiliminde olduklarına, bunun da ayrışmayı artırdığına dikkat çekiliyor. Evde eğitimin de pek çok Avrupa ülkesinde kapsayıcı eğitim bağlamında bir sorun olarak görüldüğü ve yasaklandığı belirtiliyor.

Öğretim programları, ders kitapları, ölçme ve değerlendirme sistemi kapsayıcı eğitim açısından önemli, rapor bu alanlarda yaşanan sorunlar hakkında nelere işaret ediyor ? 

Öğretim programlarının bireylerin farklılaşan gereksinimlerine yanıt vermesinin önemine ve kapsayıcı bir toplum oluşumuna katkıda bulunması gerekliliğine vurgu yapılıyor. Öğretim programlarının kapsayıcılıkla ilişkisi göçmenlik ve mültecilik, anadilde eğitim, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim, fiziksel ve bilişsel gereksinimler, öğrenci deneyimleri ve gerçek hayatla bağlantı vb. odaklarında inceleniyor. Rapora göre 41 ülkede işaret dili resmi dil olarak kabul ediliyor; bunların 21’i Avrupa Birliği (AB) ülkesi. 

Ders kitaplarının da kalıpyargılara ve yanlış temsillere yer vererek dışlamayı artırabileceğine dikkat çekiliyor. Raporda, Türkiye’de matematik ve programlamaya yönelik kaynakların özellikle işitme ve görme engellilere göre uyarlanmasında yetersiz kalındığı belirtiliyor. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin ise Türkiye’de ders kitaplarının eşit olmayan sosyal rollere yer verdiği ve ataerkil bir aile anlayışıyla, sorguya alan açmayan bir yaklaşımla hazırlandığı belirtiliyor. Ortaöğretim kitaplarında ise 2004’ten sonra gelişme olmasına karşın cinsiyetçi unsurların bulunduğu anlatılıyor. 

Eğitimin kapsayıcı olabilmesi için öğretmenlerin uyguladığı yöntemlerde de çeşitlilik gerekiyor. Kapsayıcı eğitimde öğretmenin rolüne ve karşılaştığı sorunlara dair nelere vurgu yapılıyor ?

Rapor kapsamında yer alan ülkelere ilişkin genel bir bulgu şu: öğretmenler kapsayıcı eğitime ilişkin olumlu tutumlara sahipler ancak kapsayıcı eğitimin uygulanabilirliğinden şüphe duyuyorlar. Raporda Kamboçya’ya ilişkin ilginç bir bulgu var. Öğretmenlerin en az yüzde 50’si fiziksel, görsel, işitsel bozuklukları olan çocukların kapsanmasını çok olası ya da olası görürken bu oran kör, sağır ya da zihinsel engeli olan çocuklar söz konusu olduğunda yüzde 20’nin altına düşüyor. Bu bulgu engellilik türleri arasında da bir tür hiyerarşi kurulduğunu düşündürüyor. Ayrıca raporda, kapsanmakla ilgili engellerle karşılaşan her çocuğun illa ki bir engellilik türüyle tanımlanmıyor olabileceğinden söz ediliyor. Bundan da kapsayıcı eğitimi çocukları belirli gruplar altında tanımlayarak ele almanın bir risk taşıdığı anlamı çıkıyor. Öte yandan raporda öğretmenlerin tutumlarının engeli olan çocukların eğitiminde başarı elde ettikçe ve bu konuda destek aldıkça olumlu yönde değişebileceğine ilişkin bir bulgu da var. 

Öğretmenin tutumunun yanı sıra çalışma koşulları da büyük önem taşıyor. Örneğin raporda sınıfların kalabalıklığının kapsayıcı eğitim için sorun oluşturabildiğine dikkat çekiliyor. TALIS 2018 bulgularına göre pek çok öğretmen sınıflarındaki çeşitliliğin yarattığı güçlüklere yanıt veremediğini düşünüyor. Öğretimi çocukların kültürel çeşitliliğine göre uyarladığını belirten öğretmenlerin oranı Türkiye’de yüzde 50’nin biraz üzerinde. Özellikle orta ve yüksek gelirli ülkelerdeki öğretmenler özel gereksinimli çocukların eğitimi için mesleki gelişime ihtiyaç duyduklarını belirtiyorlar.

Eğitimde eşitlik ve kapsayıcılık için eğitime ayrılan kaynaklar da çok önemli. Küresel Eğitim İzleme Raporu bu konuda ne gibi sorunlara ve çözüm önerilerine işaret ediyor ?

Raporda kapsayıcı eğitimin sağlanabilmesi için okulların ve öğrencilerin gereksinimlerini karşılayacak düzeyde kaynak ayrılmasının önemine dikkat çekiliyor. Dezavantajlı öğrenciler için burs ve yemek sağlanması gibi uygulamaların eğitimde eşitlik ve kapsayıcılık için önemli olduğu belirtiliyor. Latin Amerika ülkelerinde son otuz yılda uygulanan şartlı nakit transferleri sayesinde eğitimde kalma süresinin arttığına dikkat çekiliyor. Türkiye’de de 2003’ten bu yana uygulanan şartlı nakit transferinin özellikle kırsalda ortaöğretimde okullulaşmaya olumlu etkisi olduğu belirtiliyor. Raporda, Türkiye’de şartlı nakit transferi uygulamasının kapsamının 2017’de Suriyeli ve diğer mülteci çocukları kapsayacak şekilde genişletildiği ve Haziran 2019’da 500 binin üzerinde çocuğun ayda 6 ile 10 ABD doları arasında değişen yardım aldığı da belirtiliyor. 

Tanı araçlarının yaygınlaşmasıyla özel eğitime ihtiyacı olduğu saptanan öğrenci sayısı artıyor. Buna paralel olarak özel gereksinimli çocukların eğitimi için eğitim alanındaki toplam kaynak ihtiyacı da artıyor. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki çalışmalar, engelli çocukların eğitimi için yapılan harcamaların engelli olmayanlara yapılana kıyasla 2 ila 2,5 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla kapsayıcı eğitim için kaynakları artırmak önemli. 

Son olarak tüm çocukları kapsayacak, nitelikli eğitim için neler öneriliyor?

Öncelikle kapsayıcı eğitimi oldukça geniş bir çerçevede ele almak gerekiyor. Bunun için de toplumdaki çeşitliliği yansıtan kapsamlı veriler tutulması önemli. Kapsayıcı eğitimi sadece özel gereksinimli, mülteci öğrenciler vb. gibi kategorilerde ele almamak gerekiyor. Kapsayıcı eğitim, herhangi bir gruba ait görünmeyen ancak kapsanmasında engeller bulunan tüm bireyler için yararlı bir yaklaşım.

Dünya genelinde eğitime erişimin hala bir sorun olduğu vurgulanıyor; dolayısıyla kapsayıcı eğitimden bahsedebilmek için erişimi sağlayacak finansal kaynakların ayrılması gerekiyor. Kapsayıcı eğitimin güvence altına alınması için toplumda var olan ayrımcı tutumlarla mücadele edilmesi öneriliyor. 

Kapsayıcı eğitim için sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının önemi vurgulanıyor; çalışmaları için uygun koşulların güvence altına alınması öneriliyor. Tüm çocukların gereksinimlerine karşılık gelen esnek ve erişilebilir bir müfredatın önemli olduğu belirtiliyor. Öğretmenlerin mesleğe tüm çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri biçimde hazırlanması gerektiği belirtiliyor. Kapsayıcı eğitim için güçlü ve motivasyonu yüksek öğretmenlerin varlığının önemi vurgulanıyor. Paydaşlar arasında işbirliği ve dayanışma olması öneriliyor.