Uzun Hikâye | Bir Meslek, İki Kadro: Öğretmenlik

Uzun Hikâye | Bir Meslek, İki Kadro: Öğretmenlik

Eğitim Ajansı, Abbas Güçlü

ERG Blog’da yayımlanan Uzun Hikâye yazı dizisinin üçüncü bölümünde; ERG Araştırmacısı, gazeteci Umay Aktaş Salman’ın kalemiyle hazırlanan; öğretmenlerin, sözleşmeli öğretmenlik modeli ile ilgili deneyimlerine ve hikayelerine yer verildi.

ERG Blog’da yayımlanan Uzun Hikâye yazı dizisinin üçüncü bölümünde; ERG Araştırmacısı, gazeteci Umay Aktaş Salman’ın kalemiyle hazırlanan; öğretmenlerin, sözleşmeli öğretmenlik modeli ile ilgili deneyimlerine ve hikayelerine yer veriildi.
Eğitim Ajansı, Abbas Güçlü
Sayılar, istatistikler eğitimi konuşurken tek başına yeterli değil aslında. Okullarda, evlerde, sokaklarda verilerin ötesinde bir gerçeklik var. Her sayı bir hikâye. “Uzun Hikâye” yazı dizimizde istatistiklerin, uzmanların anlattıklarının yanı sıra eğitimi gerçek öznelerin hikâyeleriyle anlatıyoruz.Sınıf öğretmeni A.G Van’ın Gevaş ilçesinde öğretmenliğe başladığında 4. sınıfları okutması istendi. Öğretmeni olduğu sınıf 4 yılda tam 5 kez öğretmen değiştirmişti. A.G onların altıncı öğretmeniydi. İlk yarı yılı birlikte tamamladılar. Tatil bitip de çocuklar ikinci yarı yıl sınıfa geldiklerinde ilk sözleri “Öğretmenim, gitmemişsiniz!”oldu.
Bu yaşanan tek örnek değil aslında. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki pek çok ilde öğrenciler ilkokulu, ortaokul ve liseyi tamamlarken yıl içinde, kimi zaman eğitim yılı bitmeden öğretmenleri değişiyor.Veriler de bunun kanıtı.
Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Strateji Belgesi’ne göre Türkiye genelinde öğretmenlerin ortalama görev süresi 11,4 yıl. Ancak bu oran doğuya gittikçe düşüyor. Güneydoğu Anadolu’da öğretmenlerin ortalama görev süresi 6,7 yıl. Uçurum iller arasında daha da büyüyor. Şırnak’ta bir öğretmen ortalama 1,8 yıl kalırken İzmir’de bu, 15 yıla çıkıyor.

Atananların yüzde 75’i yer değişikliği talep etti
Her yıl ilk atamalarının yüzde 70’i Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerine yapılıyor. Ancak öğretmenler, eş ya da özür durumuna bağlı olarak belirli bir süre sonra tayin isteyip daha batıdaki illere gidiyor. Bu eğitimin niteliğini de olumsuz etkiliyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre son üç yılda dezavantajlı bölgelere 100 bin 939 öğretmen atandı. Ancak bu öğretmenlerin yüzde 75’i kısa süre içinde yer değişikliği talebinde bulundu.

Eğitim politikaları, sistemi ve sorunları konuşulurken, eğitimin öznesi öğretmen, öğrenci ve veliler çoğu zaman gizli özne durumunda. Milli Eğitim Bakanlığı, Ekim 2016’dan bu yana “öğretmenlerin bu bölgelerde daha uzun süre kalmasını sağlamak ve eğitimin niteliğini artırmak” gerekçesiyle sözleşmeli öğretmenlik modelini uyguluyor. Öğretmenlerin sözleşmesi yıllık olarak yapılıyor. Atanan öğretmenler atandıkları okulda dört yıl sonra kadroya geçiyor. Kadroya geçtikten sonra iki yıl daha aynı okulda kalıyor. Yani toplamda 6 yıl atandıkları okulda kalmak zorundalar.

Son bir yılda 40 bin sözleşmeli öğretmen atandı. Daha önce de 2006–2009 yılları arasında uygulanan ve kaldırılan sözleşmeli öğretmenlik, yeniden uygulanmaya başladığından bu yana iş güvencesi ve özlük hakları açısından tartışma konusu. Yani madalyonun bir de diğer yüzü var.
Her ne kadar sözleşmeli ve kadrolu öğretmen arasında fark yok dense de kadrolarının farklılıklarından kaynaklanan bazı özlük hakları aynı değil.

ERG, sözleşmeli öğretmenlerle konuştu. Öğretmenler isimlerinin açık yazılmaması şartıyla sıkıntılarını anlattı. Öğretmen odalarında kadrolu ve sözleşmeli öğretmen ayrımı yaşanıyor mu? Özlük haklarına dair uygulamalar öğretmenin motivasyonunu ve eğitimin niteliğini nasıl etkiliyor? Bu sorularının cevaplarını aradık. Sözleşmeli öğretmenlikle ilgili yapılan eleştirileri ve yaklaşık bir yıldır devam eden uygulamanın gidişatını Millî Eğitim Bakanlığı’na da sorduk. Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri sorularımızı yazılı olarak yanıtladı.
Sözleşmeli öğretmenler arasında, ilk ataması olan yeni mezunlar, yıllarca atama beklemiş olanlar, daha önce dershanelerde çalışmış öğretmenler var. Hikâyeleri farklı, ancak sıkıntıları ortak.

“Çakılı kalmak…”
Öğretmenler sosyal medya gruplarında mesleki konuşmaların yanı sıra, ek dersten kadroyla ilgili, okulda, ilçe milli eğitimde yaşadıklarına dair pek çok konuda paylaşımda bulunuyor. Öğretmenlerin pek çoğu, altı yıl eş ve özür durumuna bağlı tayin hakkı olmadığı için bu durumu “çakılı kalmak” olarak tanımlıyor. Bu betimleme öğretmenlerin motivasyonu hakkında da ipucu veriyor aslında.
Bu durumu “çakılı kalmak” olarak değerlendirmeyenler de var. Onlardan biri bir yıl önce mezun olur olmaz Van’a atanan sınıf öğretmeni A.G. Anlattıkları, Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan öğretmen hareketliliğinin olumsuz etkisini gözler önüne sererken, bu gerçek karşısında uygulanan sistemin ne kadar teşvik edici olduğunu da sorgulatıyor:

“4. sınıftalar ama okuma yazmayı tam bilmiyorlar”
“Bir yıl önce atandığımda 4. sınıfları okutmaya başladım. 1. sınıftan beri beş kere öğretmen değişmiş. Gelen gitmiş. Ben altıncı öğretmenleriydim. 4. sınıfa gelmişlerdi ama birçok öğrencinin okuma yazması çok kötüydü. Sadece 12 kelime okuyan öğrenci vardı, bunun da 8’i yanlıştı. Okula gelmek istemeyen öğrenciler vardı. Birlikte çalışmaya başladık. Önce, aileler çok ‘ödev ve etkinlik var’ dedi. Sonra okulu öyle bir sevdiler ki, aileler ‘Hocam bu çocuklara ne yaptınız?’ diye sormaya başladılar. Öğretmenler bir yıl içinde buradan gidiyor. Seneye nasılsa gideceğim düşüncesiyle işlerinde yeterli özveriyi gösteremiyorlar. Öğrenciler de yarım yamalak eğitimle bir üst sınıfa geçiyor. Ücretli öğretmenlerle eğitim devam ediyor. Gelenin de gideceğini bildiğiniz öğretmenden ne öğrenebilirsiniz? Bu çocukların birinci sınıfta başladığı öğretmenle mezun olmaya hakkı yok mu?”

A.G, bu sorunu çözmek için getirildiği söylenen sözleşmeli öğretmenliği ise “Kendi içinde sorunları olan bir çözüm önerisi”olarak tanımlıyor. Özlük haklarıyla ilgili sorunlar olduğunu söylüyor:

“Daha teşvik edici uygulamalar hayata geçebilir”
“Öğretmenlerin de mağduriyetleri var. Devlet zor gücünü kullanıyor. Ancak tayin hakkı verirlerse de kimse kalmaz burada. Daha teşvik edici uygulamalar olabilir. Ek ders ücretlerimizden kesinti oluyor. Daha düşük ek ders ücreti alıyoruz mesela. Hizmet puanlarımızın 4 yılın sonunda toplu verileceği söyleniyor. Ancak bu konu muğlak. ”
Bakanlığa göre kadrolu öğretmenlerle sözleşmeli öğretmenler arasında özlük hakları açısından bir fark yok. Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri sözleşmeli öğretmenlerin ek ders ücretinden yapılan kesintiyi ve izin haklarındaki farklılıkları şöyle açıklıyor:

MEB: Sözleşmelinin ek ders ücreti 2 TL daha az
“Aile yardımı ödeneği ve ek ders ücreti dahil edilmeden kadrolu öğretmenin maaşı (Derece/Kademe 9/1) 2 bin 891 bin 92 TL, sözleşmeli öğretmenin maaşı ise 2 bin 956 bin 74 TL. Sözleşmeli öğretmenlerin ek ders ücretlerinden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 80’inci maddesi gereğince sosyal güvenlik primi kesintisi yapılıyor. Kadrolu öğretmenlerin ek ders ücretlerinden ise söz konusu kesinti yapılmıyor. Bu nedenle sözleşmeli öğretmenlerin birim saat net ek ders ücretleri, kadrolu öğretmenlerin net ek ders ücretlerinden 2.01 TL daha az. Evlilik, ölüm, babalık izinlerinin kadrolu öğretmenlerden farklı olmasının nedeni Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar” çerçevesinde düşünüldüğünde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinden ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.”

Sözleşmeler yıllık olarak yenilendiği için bazı yerlerde sözleşmeli öğretmenliğin tehdit unsuruna dönüştüğünü anlatanlar da var. Gaziantep’te özel eğitim sınıf öğretmenliği yapan E.Ö’nün bu yıl ikinci senesi. Özellikle ilk yıl hem öğretmenlerin hem de idarecilerin kendisine ayrımcılık yaptığını söylüyor:

“6 yıl sonra ne olacak ?”
“Birçok öğretmenle tartıştım. Atandığım halde stajyer diye hitap edenler oldu. Adaylık döneminde 6 saat derse giriyorsun, iki saat de idari işlerle ilgileniyorsun. Diğer öğretmenlerden ‘Geç kalacağım dersime gir, şunu yap’ diye emir verenler oldu. Kadrolu arkadaşlar ‘Biz adaylık döneminde böyle muamele görmemiştik’ diyor. Hademelere yapılan çay-kahve getir muhabbetini bile yaşadım. Kabul etmediğim zaman da ‘sözleşmenle oynarım’ gibi tehditlere maruz kaldım. İşçi konumundayız. Geçen yıl istifa etmeyi düşündüm. Ama eğitimimi, emeğimi harcamak istemedim. Bekarım, evlilik düşünmüyorum ama 6 yıl sonunda da ne olacağımız belli değil ki? Hizmet puanımız daha farklı illere atanmaya yetecek mi? ”

“Hoca Hanım zaten sözleşmelisin”
Bir başka öğretmen, S.İ eşinin sağlık durumuyla ilgili raporu hemen ilçe milli eğitime yollamasına karşın, ilçenin SGK’ya geç göndermesi yüzünden verilen para cezasının kendisine ödettirildiğini anlatıyor:
“Para cezasını ilçe milli eğitim ödemem konusunda baskı yaptı. ‘Ben aynı gün raporumu size ilettim, benden kaynaklı bir gecikme yok’ dedim. Yetkili kişiler ‘Hoca Hanım bak zaten sözleşmelisin’ diye tehdit etti. Cezayı ben ödedim.”
Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri ise sözleşmeli öğretmenleri kadrolu öğretmenler gibi değerlendirdiğinin altını çiziyor. Yetkililer ayrıca ayrımcılıkla ilgili spesifik durumlar olduğunda ise bakanlığa bildirilmesi halinde gerekli değerlendirmenin yapılacağını söylüyor.
Öğretmenler tayin hakları olmaması ve diğer özlük haklarıyla ilgili sıkıntıları dile getirildiğinde, isterlerse sözleşmelerini feshedebilecekleri söyleniyor. Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri de öğretmenlerin hangi şartlarda çalışacağını, haklarını önceden bildiklerini ve buna göre müracaat yaptıklarını hatırlatıyor. Ancak eğitimini, hayat planını öğretmenlik üzerine yapan pek çoğu için yılların emeğini kenara atmak, sıfırdan bir kariyer planı yapmak kolay değil.

Ailelerin yaşadığı sorunlar
6 yıl tayin hakkının olmaması en çok evli, çocuklu ve hasta yakını olanlar için olumsuzluklar doğuruyor. Gaziantep’in bir köyünde ana sınıfı öğretmenliği yapan G.Y onlardan biri. Maddi sıkıntılar nedeniyle üniversiteyi okumayan ve çalışmaya başlayan G.Y, 25 yaşından sonra üniversiteye girdi ve hayali olan öğretmenliği birincilikle bitirdi. Evli ve 9 yaşında bir çocuğu olan G.Y, köyde öğrencileriyle çok mutlu. Eşinden ayrı olarak oğlunu büyütmek zorunda kalmasının ise motivasyonunu düşürdüğünü anlatıyor.

“Kuralların değişeceğini bilsem başka bölüm okurdum”
“Eşim Adana’da. İş yeri var. Burada o işi yapması ve yanımıza gelmesi mümkün değil. Oradaki evi kapattık. İki ilde iki ayrı kira ödemek zorlayacaktı bizi. Eşim annesinin evinde kalıyor. Ben de oğlumla birlikte buradayım. Bu kadar çalışıp çabaladıktan sonra bırakmayı düşünmüyorum. Bu çocuklarla karşılaştıktan sonra onları da yarı yolda bırakmak istemiyorum. Ancak aile bütünlüğümüzün de korunması zorunlu. İki haftada bir eşim geliyor, bazen de ayda bir biz gidiyoruz. Oğlum babasını görmek istiyor. Geceleri o ağlıyor, ben ağlıyorum.
Geçen haftalarda oğlum rahatsızlandı. Burada çocuğumu bırakacak kimsem yok. Sınıfta yatak hazırladım, mecbur yanımda götürdüm. 6 yıl sonra 39 yaşında olacağım, ikinci çocuğu düşünebilir miyim o yaştan sonra. Şimdi de düşünemem. Ben tek değilim üç çocuklu, hasta ve düzenli tedavi görmesi gereken ama çalıştığı yerde bu imkânı olmayan öğretmen arkadaşlar da var. Bu kurallar getirilecekse üniversiteye girerken söylenmeliydi. Belki başka bölüm okurdum. Kendime başka bir yol çizerdim.

“Derse stresle giriyorum”
Amasya’da edebiyat öğretmenliği yapan, eşi ise Malatya’da olan N. S içinde bulunduğu durumu “Hastasınız ama iyileşemeyeceğinizi biliyorsunuz” diye tarif ediyor. Maaşını yol parasına harcadığını, hafta sonlarını uçak ve otobüslerde geçirdiğini anlatıyor. Bu durumun sınıf içinde kendisini olumsuz etkilediğini vurguluyor:
“Sınıfa sorun yumağı olarak giriyor ve sorun yumağı olarak çıkıyoruz. Eğitim kalitesine de yansıyor. Çok hırçınım. Müdürüm de farkında ‘Sakin Hoca Hanım’ diyor. Öğretmeni zorla tutarsanız başarı artmaz. Ya evliliğim bitecek ya da istifa edeceğim. Çocuk düşünemiyorum bile.

“6 yıl sonra dönebilecek miyiz?”
Z.K da 9 aylık oğluyla birlikte Muş’ta kalıyor. Eşi ve yedi yaşındaki kızı ise Yalova’da. Aralarında binlerce kilometre var. 8 yıl atama bekledikten sonra öğretmenlik hayalinden vazgeçmek istemiyor. Ancak sözleşmeli öğretmenliğin de şartlarını sorguluyor.
“Ayda bir geliyor kızım ve eşim. Eşim ve oğlum birbirine yabancı. Kızımdan ayrı olmam, çocuklarımın birbirinden ayrı büyümesi motivasyonumu düşürüyor. Eşim öğretim görevlisi ama burada branşı yok, gelemiyor. 5 yıl daha idare etmeyi düşünüyorum. Ama sonrasında dönebileceğimin de garantisi yok.”

Sözleşmeli 91 çiftin aile bütünlüğü sağlandı
Bakanlık, en çok tartışılan aile bütünlüğü konusunda ise her ikisi de sözleşmeli olarak görev yapanların, ihtiyaca göre öğretmenlerin görev yaptığı illerin birinde birleştirildiğini açıkladı. Bu kapsamda 96 çiftin müracaatının değerlendirildi ve 91 öğretmen çiftin aynı ilde görev yapmasının sağlandı. Bakanlık yetkilileri eşi öğretmen olmayanlar içinse bir çalışma yapılmasının düşünülmediğini söylüyor.

ERG: Başarılı öğretmen için motivasyon önemli
Eğitim Reformu Girişimi olarak hazırladığımız ve yakında yayınlanacak Öğretmen Bilgi Notu’nda da sözleşmeli öğretmenliğin öğretmen devinimini azaltmada etkisi olabileceği belirtilirken iki noktaya dikkat çekiliyor:
“Sistemde iki ayrı statüde öğretmen istihdam edilmiş oluyor ve bunun öğretmenler arası ilişkileri zedeleme riski bulunuyor. Sözleşmeli öğretmenlik yerine öğretmenlerin zorlamayla değil, teşvikler yoluyla atandıkları yerlerde uzun süre kalmalarını sağlamanın yolları aranabilir. Bu konu, öğretmenlerin motivasyonu, verimliliği ve başarısı için oldukça önemli.”

MEB: Veli, öğrenci uygulamadan memnun
Bakanlık, sözleşmeli öğretmenlerin istihdam edildiği yerlerde valilikler, il-ilçe milli eğitim müdürlükleri, veli ve öğrencilerin uygulamadan çok memnun olduklarına dair geri bildirimler alındığını söylüyor. Ancak sözleşmeli öğretmenlerin de dile getirdikleri sorunları, daha nitelikli eğitim verebilmeleri için talepleri var. ‘Mecburiyet’ yerine teşvik edici uygulamaların hayata geçmesini istiyorlar.
Özel eğitim sınıf öğretmeni E.Ö “Doğu cazip kılınacaksa hem sözleşmeli hem 6 yıl kalma zorunluluğuyla olmaz. Daha yüksek maaş verilebilir” diyor. A.G ise “Askere, polise uygulanan tazminat hakkı gibi daha teşvik edici uygulamalar hayata geçirilebilir. Ayrıca sözleşmeli öğretmenlere daha fazla hizmet puanı verilebilir” diye konuşuyor. Üstelik sadece ücret ve ek puan değil, sosyal anlamda da desteklenmeye ihtiyaç duyuyorlar.

Umay Aktaş Salman, ERG Araştırmacısı, gazeteci