Eğitime 5 Dakika | TEOG

Eğitime 5 Dakika | TEOG

Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2013-14 eğitim-öğretim yılından itibaren uyguladığı sistemle, liseye geçiş puanının %30’unu 6, 7 ve 8. sınıf notlarının ortalaması, %70’ini ise 8. sınıfta girilen TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) sınavı puanı oluşturuyordu. 8. sınıflar Kasım ve Nisan aylarında altı alandan sınava giriyorlardı: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Fen ve Teknoloji, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Matematik, Türkçe ve Yabancı Dil. TEOG’la, daha önceki ortaöğretime geçiş sistemlerinden farklı olarak bütün öğrencilerin sınava girmesi zorunlu kılındı. Tüm liseler TEOG puanıyla öğrenci almaya başladı.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, 19 Eylül 2017 Salı günü TEOG sınavlarının 2017-18 eğitim-öğretim yılında yapılmayacağını duyurdu. 2013 yılında hazırlayıp kamuoyuyla ve MEB’le paylaştığımız Yeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi Üzerine Değerlendirmeler ve Yeni Dönemde Ortaöğretimin Amacı ve Yeniden Düzenlenmesi başlıklı çalışmalarda belirttiğimiz gibi, TEOG uygulaması, eğitim ekosisteminde nitelik ve eşitlik açısından riskler barındırıyordu. TEOG’un kaldırılması olumludur; ancak TEOG’un yerine, daha iyi bir öğrenci-okul eşleştirme mekanizması tasarlanması gerekiyor. Tek bir sınav yerine ilköğretim başarı notları, öğretmen puanı, öğrencinin özel yetenekleri, tercihler, adres vb. gibi birden fazla etmene dayanan bir ortaöğretime geçiş sistemine ihtiyaç var. Değişikliğin bu kadar hızlı ve ani yapılması ise, süreci veri temelli, katılımcı, bütüncül ve sistematik olmaktan uzaklaştırıyor.

Ortaöğretimin, öğrencilerin kendilerini ve dünyayı keşfetmelerine olanak sağlaması gerekir. İlköğretimde temel becerileri kazanan öğrenciler ortaöğretimde bu becerileri geliştirebilmeli, eğitimlerinin devamı için hangi alanlara ilgili ve yatkın olduklarını değerlendirebilmeli, kazandıkları becerilerin ülke ve dünya koşullarında ne anlama geldiğini yorumlayabilmeliler. Böylelikle ortaöğretim sonunda öğrenciler, kendilerine ve yaşamlarına ilişkin bir öngörü sahibi olabilmeli ve bu öngörüye göre belirledikleri hedefler doğrultusunda çalışabilmeliler.

Bunun gerçekleşmesi için ise öğrencilerin akademik başarı seviyelerine göre ayrıştırılmadığı ve hep birlikte okudukları okulların varlığı önem taşıyor. Türkiye’de sınırlı sayıda öğrenci nitelikli eğitime erişebilirken öğrencilerin çoğunluğu bu olanaktan yoksun kalıyor. Okul türleri azaltılmalı, ancak okul içinde sunulan programlar öğrencilerin ilgilerine göre çeşitlendirilmeli. Böyle olduğu takdirde farklı lise türleri ve farklı il/ilçelerdeki liseler arasındaki nitelik farkının azalmasının da yolu açılmış olur. Nitelikli eğitim bu kadar sınırlı olduğu takdirde, ona ulaşmak isteyen öğrencilerin birbirleriyle rekabete girmesi her türlü sistemde kaçınılmaz olacak.

Yeni sisteme geçiş yapılırken üzerine düşünülmesi gereken başka konular da bulunuyor. Mevcut sistemde kırsalda yaşayan bir çocuk kendi ilçesinde merkezi sınava girip aldığı puanla akademik başarı bakımından önde gelen bir lisede (örneğin Robert Koleji’nde) öğrenim görebiliyordu. Yeni sistemin bunu nasıl sağlayacağının tartışılması gerekiyor.

TEOG yerine gelecek sistem adrese dayalı olacak ise, bu sistemin sağlıklı işleyebilmesi için her lisenin kapsama alanındaki öğrenciler için akademik/mesleki eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilecek program çeşitliliğine, insan kaynağına ve altyapıya sahip olması gerekiyor. Türkiye’de henüz mevcut olmayan bu altyapıyı kurmak zaman alacaktır. Ayrıca, bu sistem öğrencilerin ve velilerin okullardaki eğitimin niteliğine ilişkin gözlem ve algılarına göre adres değiştirmelerine yol açabilir.

Seçici devlet liselerinin nasıl öğrenci kabul edeceği ise düşünülmesi gereken bir diğer konu. Okulların kendi sınavlarını yapmasına izin verildiği takdirde, bu seçme yönteminin kitleselleşmemesi ve tüm eğitim sistemi üzerinde baskı yaratacak bir araca dönüşmemesi gerekiyor. Ayrıca, bu yöntemin getirebileceği bölgesel adaletsizliklere nasıl bir çözüm sunacağı da düşünülmeli.