Herkese İyi Örnek | Haydi Buyurun, Birbirinizin Elinden Daha Sıkı Tutun

Herkese İyi Örnek | Haydi Buyurun, Birbirinizin Elinden Daha Sıkı Tutun

Röportaj: Deniz Göktaş

Her şey bir babanın çocuğunun sınıfına girip masal anlatmasıyla başladı… Çocuklarını ‘uzaktan seven’ babaları sınıfa getirmeyi başaran ise Samsun’un Ayvacık ilçesinde çalışan anasınıfı öğretmeni Nurten Akkuş. Proje başladığından bu yana, yaklaşık 1000 çocukla birlikte, 1000 babaya ulaşan Nurten Öğretmen’imiz, doğma büyüme Samsunlu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesi’nden mezun olur olmaz, Samsun’a bağlı bir köy okulunda göreve başladı.

Daha sonra, hala görev yapmakta olduğu Ayvacık Anaokulu’nda kurucu müdürlük görevini üstlendi. Nurten Öğretmen’le Eğitim Reformu Girişimi’nin tanışması ise geçtiğimiz yıl 13 Mayıs’ta gerçekleşen 14. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı (İÖK) sayesinde gerçekleşti. Öğretmenimizin yolculuğu ise 8 sene önce, ilk projesi olan “Baba Bana Bir Masal Anlat” ile başlıyor. Uzun süredir aynı heyecanla devam ettiği bu yolculuk, 2015 yılında Sabancı Vakfı’nın Fark Yaratanlar’ından biri olmasına, 2016 yılında da Yılın Öğretmeni seçilmesine ve 2017 yılında 14. Eğitimde İyi Örnekler Konferansımızın iyi örnek sahiplerinden biri olmasına vesile olurken, şu anda 45 ildeki meslektaşlarıyla birlikte büyüyerek ve güçlenerek devam ediyor. Bu yolculuğunu taçlandıran son gelişme ise Varkey GEMS Vakfı tarafından dünya çapında en iyi 50 öğretmen arasında gösterilmesi ve Küresel Öğretmen Ödülü 2018(The Global Teacher Prize)’e aday olması oldu. Söyleşimize yaptığı çalışmanın Eğitimde İyi Örnekler Konferansı 2017’de daha fazla kişiye ulaşmasını dilerken program yoğunluğundan ötürü konferansın son saatlerine kalmış olmasına yönelik tatlı sitemiyle başladık. Sonrasında, Eğitim Reformu Girişimi olarak hocamızın projesini daha fazla kişiye ulaştırmak için neler yapabileceğimizi ve projenin evveliyatını konuştuk.

Nurten Öğretmenimiz Küresel Öğretmen Ödülü’ne aday gösterilmesinin en temel nedeninin çalışmanın babalar üzerine olması olduğunu belirtiyor. Sohbetimizde beni en çok kendi hikayesinden beslenen bir proje olması etkiledi. Hikayenin kalanı için ise sorularımızı yönelttik..

DG: Nurten öğretmenim, proje fikri nasıl ortaya çıktı? Esin kaynağınız neydi?

NA: Ben okula giderken ailem çok desteklerdi. Özellikle babam; hala desteği arkamdadır. Dünyaya ve özellikle coğrafyamıza baktığımızda bu desteği kalıplaşmış yargılar ve tabular yüzünden göremiyoruz. Babalar çocuklarıyla vakit geçirmiyor ve bu sadece kırsalın, bizim olduğumuz bölgenin sorunu da değil. Kentlerde de bu böyle, baba işten eve yorgun geliyor ve çocuğuna vakit ayıramıyor. Artık Türkiye’nin farklı yerlerinden gruplarımız var, fotoğraflar geliyor, duygu düşüncelerini alıyoruz, onları da sürekli kontrol ediyoruz. 8–9 yıl önce başladığım yolculuğum, şu anda 45 farklı ilde meslektaşlarımla birlikte devam ediyor. Tamamen yerel çalışmalar, yerel imkanlarla ulusa yaydığımız bir proje haline geldi.

DG: Peki babalar ilk başta nasıl baktı, sonra geri dönüşler nasıl oldu?

NA: İlk baba katıldığı zaman heyecanla bekledim sonucunu “Acaba ne düşünecekler, devam edilmesi gerekiyor mu?” diye. Çıkarken, bir çocuk koşarak babasına sarıldı “Bu benim babam” deyip. İnanın o kareyi hala aklımda tutuyorum, o kareyi anımsadıkça hala duygulanabiliyorum. Bütün sınıfın önünde onunla gurur duyduğunu söyledi, sarıldı, öptü ve babasını öyle gönderdi. Babası da çok duygulandı. Düşünün sadece bir masal kadar yakınlar aslında birbirlerine ama biz nedense biraz daha seviyeli kalmayı tercih ediyoruz. Hatta bir babadan şunu duydum, çok da hoşuma gitti; “Hocam, bu zamana kadar baba olduğumu anlamamışım. Ben babaymışım ama tam olarak babalık yapmamışım. Bundan sonra ilişkilerimiz daha farklı olacak.” dedi. Şu an o babayla çocuğunun arası çok çok iyi.

DG: Size aslında, babaların çocuklarıyla vakit geçirememesi ilham olmuş. Kırsaldasınız ve bir noktada bundan “yakınılıyor”…

NA: Yakınıyor dediğim, kent yaşamına baktığınızda; baba, iş yoğunluğundan eve zor geliyor ve ailesiyle kaliteli zaman geçirecek fırsatı bulamıyor. Kırsala baktığınızda da önyargılar ve tabular var, o yüzden olmuyor. Bu benim sadece yerelde başlattığım bir projeydi ama sıkıntı yerel bazlı değildi. Nedenlerimiz hep farklı; kentte farklı, köyde farklı ama istediğimiz nokta hep aynı: babayla çocuğun arasındaki ilişkinin geliştirilmesi. Bu proje bir sihirli değnek benim tabirimle, ben onlara bir kapı açtım. “Hadi buyurun, birbirinizin elinden daha sıkı tutun.” dedim. Sonra çok güzel bir şekilde yayıldı.

DG: Projenin yayılma sürecinden de biraz bahseder misiniz? 45 ile nasıl ulaştınız ve bunda Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nın nasıl katkısı oldu, ne kadar oldu?

NA: Tabi etkisi olmuştur ama keşke sunumu daha erken bir saatte yapsaydım… İnanın daha büyük kitlelere ulaşacaktık. Sunuma eşini de alıp gelen insanlar vardı. Bir ara moderatörümüz hüngür hüngür ağlamaya başladı. Onlara bu kadar dokunduysa babaya daha fazla dokunuyor, baba daha fazla örnek alıyordur. Bunun için mutluyum. Dediğim gibi, kırsalda da kentte de sorunlar aslında ortak: yeterince zaman geçirememek. Bu proje, onların hayatlarına dokunan çok güzel bir ilham diye düşünüyorum. Birimizin sorunu değil sadece, farklı bölgelerde faklı yaşayışlar içerisinde olabiliriz ama baba her yerde aynı, çocuk her yerde aynı. Zaten dünya projesi olabilir dediğimde sebep buydu. Dünyanın her yerinde baba ve çocuk aynı sevgiye sahip. Sevginin dili, dini, ırkı, hiçbir şeyi olmaz; aynı şekilde tarif ediyoruz, aynı şekilde sarılıyoruz, aynı şekilde sevgimizi gösteriyoruz. Onun için bu projeye çok inanıyorum ve peşinden gideceğim.

DG: 45 ilden birçok kişiye yayılmış bir projeden bahsediyoruz, bu noktada nasıl bir iletişim ağı oluştu? Meslektaşlarınız size nasıl ulaşıyor, ne gibi geri dönüşler alıyorsunuz?

NA: Çok güzel dönüşler oluyor. Şimdi öğretmenlerimiz zaten bana sosyal medya üzerinden ulaşmaya çalışıyor. Ben onlara mutlaka cevap yazıyorum. Mutlaka iletişime geçiyorlar “hocam bu projeyi nasıl yaptınız” diye. Onun üzerinden sürekli uygulamalarımızı yapıyoruz. Yapan kişileri guruba ekliyoruz, fakrlı paylaşımlar, farklı örnekler ortaya çıkıyor. Masal sonrasında da drama yapıyorlar, bu drama örneklerinden o kadar güzel sahneler çıkıyor ki öğretmenler de bunu uygulama hevesinde.

DG: Öğretmen meslektaşlarınızla aktif olarak etkileşim halindesiniz. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’na katıldınız, orada da farklı kişilerle buluştunuz, konuştunuz. Bu etkileşimler sizi nasıl besliyor?

NA: Meslektaş etkileşimi çok değerli tabii ki. Hatta daha sonra farklı bir dijital aracı da dahil ettik bu etkileşim sürecine. Kendimiz grup oluşturup onunla yapıyorduk, sonra bu araç üzerinden devam etmeye karar verdik. Farklı kitlelere ulaştık. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’na bu sebeple katılmak istiyordum, orada sunum yapma fikri beni çok heyecanlandırıyordu. Sabancı Vakfı’nın Fark Yaratanlar’ından biri olunca bu sefer “Sabancı Üniversitesi’nde de bir sunum yapmam gerekiyor, bunu anlatmam gerekiyor.” diye düşünüyorsunuz. İlk yaptığım başvuruda herhalde bir şeyleri eksik yazmışım bir önceki sene, olmadı. Sonra biraz daha geliştirerek tekrar başvuru yaptım, bu sefer oldu. Sunum yaptık, benim için çok keyifliydi. Güzel bir paylaşım oldu.

DG: Projeyle pek çok çocuk ve babasının hayatına dokundunuz, belki de ilişkilerini şekillendirdiniz. Aklınızda kalan özel bir hikaye var mı?

NA: Bugün “Baba Bana Bir Masal Anlat” günüydü. Bir babamız geldi. Hayatı boyunca hiç kitap okumamış çocuğuna. Böyle bir beklentimiz de yok, okumamış olabilir. Sonuçta bunları yıkmak için buradayız. O kadar bunalıyor ki, “Beni bir işe soktunuz hocam ama ne yapacağız?”. Sonra içeri bir girdi, kollarını açtı resmen. “Az önceden beri sayıklıyordunuz ‘ne yapacağım?’ diye, içeri girer girmez kollarınızı açtınız bütün çocuklar size geldi.” dedim. Nasıl motive olmuş, o kadar güzel ki… Çocuklar çok mutlu bu paylaşımdan. Babalarını orada görüyorlar ya, hayatları boyunca unutmayacaklar bunu, eminim. Kendi çocukluğuma baktığımda babam okula geldiğinde çok mutlu olurdum, öğretmenlerimin yanında gördüğümde. Düşünün yani, bu çocuğun babası sınıfa geliyor, masal anlatıyor, paylaşımda bulunuyor, beraber sohbet ediyorlar. Giderken, o çocuğun yaşadığı gururu düşününün, babası geldi!

DG: Anladığım kadarıyla projelerinizde, yaptığınız çalışmalarda kendi hikayeniz de sizi buraya getirmiş. Okuldaki deneyimleriniz, az önce örneklendirdiniz, babanızın gelmesi vesaire… Sizin hikayeniz nedir?

NA: Çok şükür anne babam vardı. Bu duyguyu doya doya yaşadım ve babamdan, annemden hep aynı şekilde takdir duyardık. Bu bizim için çok önemliydi. Hatta başarısız olursak acaba yanlış yaparsak annemiz babamız bize küsebilir mi, diye de düşünürdük çünkü onların sevgileri bizim için kıymetliydi. Bu yaşıma geldim hâlâ babam böyle takdir eder, hâlâ çok gururla anlatır sever. Ben babanın sihirli güce sahip olduğunu düşünüyorum. Onun için zaten buna çok inanıyorum. Üniversitede de bir makale okumuştum, onu da saklıyorum. O makale benim için çok önemliydi. Babanın çocuğun özgüveninde, gelişiminde nasıl etkiye sahip olduğunu anlatıyordu. O cümleler, o kelimeler de etkilemiştir beni. Öğretmenliğe başladığınızda görüyorsunuz neye ihtiyaç olduğunu. O çocuğun aileye ihtiyacı var ama aile sadece evde olmamalı. Dışarı çıkmalı, onunla paylaşmalı, onunla zaman geçirmeli; bunlar benim için çok önemli.

Nurten Akkuş hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak için tıklayınız.