BBC Türkçe: Partilerin Seçim Beyannameleri Eğitimcileri Tatmin Etti Mi?

BBC Türkçe: Partilerin Seçim Beyannameleri Eğitimcileri Tatmin Etti Mi?

Öykü Altuntaş, BBC Türkçe

Türkiye’de 24 Haziran’da genel seçimlerde yarışacak siyasi partilerin beyannamelerinde eğitime olan vurgu, önceki seçim kampanyalarına oranla daha güçlü. Bazı uzmanlara göre bu tablo, kamuoyunun eğitim sistemiyle ile ilgili hoşnutsuzluklarını gösteriyor.

 

Uzmanlar özellikle “eğitime erişimde eşitliğe ve adalete” vurgu yapılmasından memnun.

Cinsiyet eşitliği, engellilerin eğitim hakları, öğretmenlere ek gösterge gibi başlıkların öne çıktığı bildirgelerde, sınav sisteminin “yapboza döndüğünü” vurgulayan muhalefet cephesi, 4+4+4 sistemine bazı alternatifler de öneriyor.

Öte yandan, partilerin okullararası nitelik farkları gibi temel sorunları doğru anlayamadığını söyleyenler de var.

 

Hangi parti ne vadediyor?

CHP ve İYİ Parti beyannamelerinde, Türkiye’nin 2015 Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sınavında 72 ülke arasında 50. sırada yer almasına dikkat çekiyor ve eğitim sisteminin Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirilmesini hedefliyor.

Eğitimcilerin ısrarla vurguladığı “çocuğun yüksek yararı” ifadesine yer veren CHP, eğitim konusunda en kapsamlı vaatlere sahip görünüyor.

AKP ayrı bir kategoride değil “İnsan ve Toplum” başlığı altında eğitim vaatlerini sıralıyor.

AKP, CHP ve HDP, bölgeler arasındaki farkların kapatılmasına yönelik önerilere yer verirken; HDP’nin söylemi, evrensel çocuk hakları ile “çoğulcu ve ana dilde eğitim”.

Saadet Partisi’nin lideri ve cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu, ana dilde eğitimin meşru bir hak olduğunu açıkladı ancak partisinin beyannamesinde bu vaat yer almadı.

Suriyeli çocukların eğitimi konusunda vaadi olan tek partinin ise AKP olduğu dikkat çekiyor. CHP yalnızca Roman vatandaşları odağına alırken, MHP ve İYİ Parti’nin bu çocuklarla ilgili bir beyanı yok.

AKP, “sınavlar temel beceri odaklı olsun” derken, CHP sınav stresinin azaldığı bir sistem öneriyor. MHP ve İYİ Parti, istikrarlı bir müfredat ve sınav sistemi vadederken, HDP’nin söylemi “tüm merkezi sınavların kaldırılması” yönünde.

İYİ Parti, MHP ve Saadet Partisi, “milli değerlere” özel önem atfetmiş.

 

Sınav sistemi, buzdağının tepesi

Kamuoyunda, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sınavının kaldırılması başta olmak üzere, geçiş sınavlarında üst üste yapılan değişikliklere bir tepki olduğu biliniyor.

Muhalefet değişikliklerin öğrenci ve velileri mağdur ettiğini söylüyor.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Direktörü Batuhan Aydagül ise “Sınav sistemi, buzdağının tepesi” diyor.

Okullar arasındaki nitelik farkına dikkat çeken Aydagül, ortaöğretim kurumlarının “İyi eğitim, sosyal hareketlilik ve çocuklar için bir gelecek vadetmeye” gelince düğümlendiğini belirtiyor. Aydagül bu durum için “Ortaöğretim darboğazı” tabirini kullanıyor.

Aydagül, şöyle devam ediyor:

“Kalburüstü okulların kapısında muazzam bir kuyruk varken, öğrencilerin yüzde 90’ı niteliksiz okullara gidiyor. Bu okullar bir aradaysa eğer, hiçbir sınav sistemi eğitime çare olamaz.”

Eğitimciler bir sorunu düzeltirken 4 sene sonraki sorunları yaratan döngüden yoruldu. TEOG’un kaldırılması, buna en iyi örnekti.”

Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül

TEDMEM Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Koordinatörü Dr. Sabiha Sunar da, değişiklik vaadinin umut vermediği görüşünde:

“Soruların niteliğinin değişmesi ya da sınavlar için ücret alınmaması gibi çözümler, kozmetik müdahaleler olmaktan öteye geçemeyecektir. ”

“Ücretsiz eğitim” vaadi

CHP ve HDP’nin beyanlarında, ücretsiz eğitim vurgusu da hakim.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce “Bedava eğitim gelecek” vaadinde bulunmuş, “Eğitim zaten ücretsiz” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında İnce’ye tepki göstermişti.

Erdoğan, AKP iktidarında verilen bursların sayısının arttığı ve çocukların sıralarında bedava kitap bulduklarını vurguladı.

Eğitimcilere göre ise mahalleden mahalleye, okulların fiziki altyapı, olanakları ve temizlik koşulları arasında derin bir eşitsizlik var. Sorunlu olan “yasal çerçevelerden çok uygulama zaafiyeti”.

Sabiha Sunar, “Tartışmalı olan, ailelerin sosyo-ekonomik durumuna göre öğrencileri dezavantajlı hale getiren fiili durumlardır” diyor.

Kaliteli eğitim için aileler harcama yapmak zorunda kalıyorsa eğitimin parasızlığı tartışmalı hale gelir.”

TEDMEM Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Koordinatörü Dr. Sabiha Sunar

‘Sözleşmeli değil kadrolu öğretmenlik’ çağrısı

Türkiye’de öğretmenlik konusundaki tartışmalar, mesleğin toplumda statü kaybettiği, eğitimcilerin de motivasyon kaybı yaşadığı yönünde. CHP, HDP ve İYİ Parti bu nedenle “sözleşmeli değil kadrolu öğretmenlik” çağrısı yapıyor.

Sendikalar, öğretmenlerin mülakat sistemiyle değerlendirilmesinin liyakat ve hakkaniyete ket vurduğu görüşünde mutabık. Muharrem İnce de eğitimde “liyakat” söylemini öne çıkarırken, HDP ve Saadet Partisi’nin de kurumlarda işe alımların adil yapılması yönünde beyanları var.

Ancak partilerin doğrudan mülakat sisteminin değiştirilmesine ilişkin net bir vaadi yok.

İstihdam için özel bakanlık kurulması, kurumların yeniden inşası ve öğretmenler için kanun çıkarılması gibi daha radikal beyanlar da dikkat çekiyor.

TEDMEM’den Sabiha Sunar, bunlar arasından AKP’nin “Öğretmenlik Meslek Kanunu” vaadinin öne çıktığı görüşünde. Meslek kanununun, öğretmenlerin onurlu koşullarda yaşayabilmesi için gerekli yasal zemini güçlendireceğini düşünüyor.

 

‘Türkiye’de okullar Ankara’nın ağzına bakıyor’

Batuhan Aydagül ise “Eğitimde bina yapmak, kurum kurmak ve yasa yapmayı, kaba inşaatı seviyoruz” sözleriyle partilerin bu yaklaşımını sorguluyor, “MEB neyinize yetmiyor?” diyor.

Aydagül’ün önerisi, Ankara’dan yereldeki okullara uzanan eğitim anlayışını atıp, bireylere ve okul yönetimlerine güç veren bir sistemi tartışmak.

“Çözüm merkeziyetçi bakanlık bürokrasisinden değil, okulların kendisinden başlamalı” diyen Aydagül, şöyle devam ediyor:

“Türkiye okullarına 3 yaşındaki çocuk gibi davranıyor. Her okulda birkaç iyi öğretmen inisiyatif alıyor ama diğer herkes, Ankara’nın ağzına bakıyor. Bırakın okul müdürü, öğretmenler ve yöneticiler okulun üniformasına ya da seçmeli derslerine karar versin. Her okul kendi öğrenci ve öğretmenleri sayesinde kurumsal kültürünü yaratsın. Merkezi ve temel müfredat tabii olsun ama ders kitaplarını, öğrenci kulüplerini de, onlar seçsin.

“1960’lardan bu yana Temel Eğitim Kanunu’nun ana odağı, milli güvenlik; ‘Yurttaşların beynini kontrol edebilirsek başarırız’ anlayışını da kırabilmiş değiliz. Örneğin, 4+4+4 sistemi ile iktidar yama yaptı. Biz ‘Yanlış’ dedik ama getirdi, sonra da kaldırdı. Oysa eğitimde iktidarın herkesin adına karar vermesi meşru olmakla beraber, son derece yanlış.”

 

‘Çocuklarımızı okula neden yolluyoruz?’

ERG ve TEDMEM’in ortak görüşü, siyasi ve toplumsal gerginliklerin eğitimden bağımsız olmadığı yönünde. Seçim beyannamelerinde “Farklılıklarla beraber yaşama” vurgusu hissedilse de sınırlı. Bu anlayışın pratiğe nasıl geçebileceği ile ilgili ipucu ise verilmiyor.

ERG, “kutuplaşan toplumda, ardı ardına gelen reformlardan yorgun ve bezgin eğitim camiasının” kararlarda söz sahibi olacakları vaatler duymak istediğini belirtiyor.

Aydagül‘e göre, siyasilerden eğitimcilere ve öğrencilere herkes bir araya gelip şu soruyu sormalı:

“Sahi, biz Türkiye’de çocuklarımızı okula neden yolluyoruz?”

 

 

Haberin aslı için tıklayınız.